Başkan Erdoğan'dan Montrö ve tekkedeki amiral açıklaması

 Başkan Erdoğan'dan Montrö ve tekkedeki amiral açıklaması
20:15 05.04.2021 | 1958 kere okundu | Politika

Emekli amirallerin Montrö açıklamasıyla ilgili konuşan Erdoğan, "Geçmişi darbelerle dolu ülkede bir gece yarısı 104 emekli amiralin böyle bir girişimde bulunması kabul edilemez" dedi. Erdoğan, Montrö'den çekilmenin gündemlerinde olmadığını söyleyen Erdoğan, "Ama gelecekte bu ihtiyaç ortaya çıkarsa, ülkemizi daha iyisine kavuşturmak üzere her sözleşmeyi gözden geçirmekten de çekinmeyiz" dedi.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün saat 15:00'te Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda değerlendirme toplantısına katıldı. Erdoğan toplantının ardından açıklama yapıyor.

Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasının satır başları şöyle;

Az önce yaptığmız toplantıda 2 gündür ülkemizi meşkul eden bir mesele ile ilgili tartışmaları ayrıntıları ile değerlendirdik. Her şeyden önce bir gece yarısı gerçekleştirilen bu eylem hem üslubu, hem yöntemi hem de yol açacağı tartışmalar dolayısıyla art niyetli bir girişimdir. Emekli amirallerin vazifesi 104 tanesi bir araya gelerek siyasi bir tartışma konusunda darbe imalı bildiriler yayımlamak değildir. Biz bu amirallerin ve diğerlerinin son dönemde ülkemiz için destek bildirisi yayınladıklarını görmedik. 15 Temmuz darbe girişimi sırasında milletimiz yanında yer alırken de görmedik. İmza sahibi amirallerden bazılarının ülkemizin hak ve aleyhine medyada verdikleri demeçleri üzüntü ile takip ettik. Hiçbir emekli kamu görevlisinin topluca böyle bir yola tevessül etme hakkı yoktur. Tartışmanın sebebi kesinlikle ifade özgürlüğü meselesi değildir. Buna ifade özgürlüğü diyemeyiz. İfade özgürlüğü, seçilmiş yönetimi darbeyle tehdit eden cümleleri kapsamaz. Hiç bir isme açıklamaları sebebiyle soruşturma açılmış veya benzeri işlem yapılmış değildir. Ancak geçmişi darbelerle dolu bir ülkede bir gece yarısı 104 emekli amiralin böyle bir girişimde bulunması asla kabul edilemez. İfade özgürlüğü aksi halde diyerek başlayan ve ülkenin seçilmiş yönetimini darbe ile tehdit eden cümlelerle başlamaz.

Yayınlanan bildirinin milletimiz nezninde bu derece sert tepki görmesinin bir diğer nedeni de çok büyük bir kampanyanın parçası olarak algılanmasıdır.

Eski diplomatlardan, eski milletvekillerinden ülkemize karşı husumetleriyle bilinen sözde aydınlardan oluşan kimi kesimler, bir süredir benzer söylemlerle yasamayı, yürütmeyi ve yargıyı hedef almaktadır. Üstelik bunların çoğu da ülkede dikili taşı olmayan, millete zerre faydası dokunmamış kişilerdir. Malesef siyasetçilerimizden bazıları da bu kirli kampanyaya destek vererek kendilerini inkar etmektedirler. Bildiri yayımlanır yayımlanmaz tüm siyasetçilerin en yüksek sesle duruş sergilemelerini beklerdik. Eğer böyle yapmış olsalardı bugün burada sadece milli iradeye verilen desteğe teşekkür için bulunacaktır. Tüm darbe ve vesayetin milli iradenin üzerinde kurduğu çalışmaların tümünün özellikle arkasında yer alan zihniyet bu defa safını aynı istikamette belirlemiştir. Ana muhalefet partisini demokrasiden yana tutum almaya çağırıyoruz. Yapılan açıklamaya hak ettiği cevabı vererek milli iradeden yana tavır koyan herkese ayrıca şahsım milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Her zamanki gibi bizim muhatabımız doğrudan milletimizdir. Bugün de yaşananların muhasebesini milletimiz ile yapmak üzere bir araya geldik. Türkiye'de demokrasiye yönelik her saldırı, bu tarz bildirilerin ardından gelmiştir. Milleti ve milletin seçtiği yönetimi tehdit etme cüretini gösterenlere hadlerini yine milletimizle göstereceğiz. Bunda ne var diye küçümseme yoluna gittiklerini görüyoruz. 27 Mayıs'ta merhum Menderes'e böyle yapmışlardır. 12 Eylül'den önceki hükümetleri aynı şekilde tehditle sindirmeye çalışmışlardır. 15 Temmuz gecesi silahlı darbe denediler. Ama milletimizin şanlı direnişi karşısında kuyruklarını kıstırıp kaçmak zorunda kaldılar. 

Yayınlanan bildiriyi özellikle dikkate alıp gereken her tedbiri uygulama kararlılığımızı ortaya koyuyoruz. Bu meseleyi siyasi istismar aracı haline getirmek isteyenler çıkacaktır. Onlarla sandıkta hesaplaşacağız İnşallah 2023 seçimlerinde tüm bu yaşananları milletimizin takdirine sunacak ve mücadelemizin neticesini hep birlikte izliyeceğiz.

'MONTRÖ'YÜ GÖZDEN GEÇİRMEKTEN ÇEKİNMEYİZ'

Montrö Anlaşması'nın tartışmaya açılmasıdır. İkinci iddia ise basılı ve sosyal medyaya yansıyan bazı görüntülerdir. Uzun görüşmelerin ardından 2. Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde 1936 yılında kimi devletlerle Montrö Anlaşması'nı imzaladık. Boğazların kontrolünü pek çok sınırlama ile de olsa Türkiye'ye bırakan bu sözleşme dönemin şartlarında önemli bir kazanımdır. Boğazlardaki gemi trafiğinin seyir güvenliğini tehlikeye sokacak olması meselenin ayrı bir boyutudur. Her şeye rağmen Montrö'nün kazanımlarını önemli görüyor daha iyisi için imkan bulana kadar bu sözleşmeye bağlılığımızı sürdürüyoruz. Bu tartışma nereden çıktı. Bu sözleşme ile ilgili akademi dünyasında, medyada pek çok görüş ortaya konmuştur. Bugün de mesele tartışılmaya devam etmektedir. 

Amaç Montrö Sözleşmesiyle ilgili tartışmaya katkı sağlamaksa bunun mecrası bildiri yayımlamak değil, akademik dünyada görüş ifade etmektir.

Montrö Sözleşmesinden çıkmayla ilgili halihazırda ne bir çalışmamız ne de böyle bir niyetimiz vardır. Ama gelecekte bu ihtiyaç ortaya çıkarsa, ülkemizi daha iyisine kavuşturmak üzere her sözleşmeyi gözden geçirmekten de çekinmeyiz.

"KANAL İSTANBUL BOĞAZDAKİ EGEMENLİK HAKLARIMIZI GÜÇLENDİRECEK" 

Esasen imzaladığımız tarihten beri bu sözleşmeyle ilgili akademi, medya, diplomasi, askeri cenahta pek çok görüş ortaya konmuştur. Bugün de sözleşme tüm boyutlarıyla tartışılmaya devam etmektedir. Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı aldığı günlerde Meclis Başkanımıza Montrö örneği verilerek bir soru yöneltilmiştir. Kendisi de hukukçu olan Meclis Başkanımız tamamen teorik olarak konuyu izah etmiş, fakat Montrö'den çekilme durumunun olmadığını açıkça beyan etmiştir. Şayet amaç Montrö sözleşmesi tartışmaya katkı sağlamaksa bunun mecrası bildiri değil, akademik dünyada, medyada görüş ifade etmektir. Nitekim bu zaten yapılmaktadır. Hiç kimsenin bu yüzden yakasına yapışılmamıştır. Önceki gece yayınlanan bildiri bu çerçeve d ışında yayınlanan belgedir. Kanal İstanbul ile Montrö arasında kurulan bağ da temelden yanlıştır. Türkiye İstanbul boğazındaki ağır deniz yükünü Kanal İstanbul'la hafifletirken tamamen kendi egemenliğindeki alternatife kavuşmuş olacaktır. Şu anda İstanbul Boğazı'nda egemen miyiz? Maalesef. Bir başka ifade ile Kanal İstanbul Boğaz'daki egemenlik haklarımızı güçlendirecektir.

"TSK SÖZKONUSU FOTOĞRAFLA İLGİLİ İDARİ SORUŞTURMAYI BAŞLATMIŞTIR"

Böyle bir projeye karşı çıkanlar en büyük Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarıdır. Cumhurbaşkanı ve ülkenin en büyük partisinin genel başkanı olarak vazifem Türkiye'nin hak ve menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu yapmamdır. Montrö sözleşmesinden çıkmayla ilgili bir çalışmamız yoktur. Bildiride ikinci mesele konusunda ise şu hususları buradan milletime duyurmak istiyorum. Biz geçmişte cübbeleriyle seçilmiş hükümete karşı düzenlenen mitinglere katılan rektörlere demokrasi ve hukuk adına karşı çıkmıştık. Cübbeleriyle brifinglere iştirak eden yargı mensuplarını demokrasi ve hukuk adına eleştirmiştir. Üniformalarıyla milli iradeyi çiğneyen askerlerin yaptıklarını demokrasi ve hukuk adına eleştirmiştir. TSK'nın disipliniyle bağdaşmayacak fotoğraf veren askere olumlu bakmadık, bakmayız. Bunun münferit bir hadise olduğu açıktır. Söz konusu fotoğrafı yayınlandığında TSK idari bir soruşturmayı başlatmıştır. Milli Savunma Bakanlığımız kendi üzerine düşeni mutlaka yapacaktır. Bunu bir bildirinin bahanesi olarak kullanılmasını kesinlikle art niyetli görüyoruz. Milli Savunma Üniversitemizi laiklik ve Atatürkçülük tartışmaları içine çekmeyi taşıyanlar da sinsi gayeler taşıyor.

"BUNLARI YAKIN ZAMANDA YAZILI VE GÖRSEL MEDYADA GÖRECEKSİNİZ"

Geçmişte 'Genç Subaylar Rahatsız' diyenlerin işi emekli amirallere havale ettikleri anlaşılıyor. Demokrasi ve hukuk içerisinde çözülecek meselelerin, darbe imalı bildirilerin bahane edilmesi siyasi otoriteye rağmen anayasaya bağlılık değil açık tehdittir. Bu tartışma bile başlı başına Türkiye'nin darbe dönemlerinin ürünü bir anayasadan yeni ve sivil bir anayasaya geçiş işlemlerinin ispatıdır. Milletimizin ve özellikle gençlerimizin morallerini bozacak hiçbir hareketi müsamaha ile karşılayamayız. Çarşamba günü Türkiye ekonomisinin salgın şartlarında hangi başarılı işleri ortaya koyduğunu milletimizle paylaşacağım. Şu anda 104 kişinin içerisinde bizzat CHP'nin üyesi olan kendisi karısı yeğeni, oğlu şusu busu olanlar var. Bunları da yakın zamanda yazılı ve görsel medyada göreceksiniz. Bu işin merkezinde aslında ana muhalefet partisinin ta kendisi var. Biz ekonomide bir şeyi konuşuyoruz. Bunu açıkladım. Türk ekonomisini yatırım, istihdam, üretim ve ihracat temelinde büyütmeyi, çok daha iyi yerlere götürme mücadelesi vermeyi sürdüreceğiz.


Politika
Haberler