TÜRKİYE'NİN DOĞALGAZ POLİTİKALARI ARAŞTIRMASI

TÜRKİYE'NİN DOĞALGAZ POLİTİKALARI ARAŞTIRMASI
21:48 02.04.2021 | 1819 kere okundu | Politika

ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNIVERSİTESİ               SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETMİ BÖLÜMÜ NURLAN AGHAMMADOV

Günümüzde küresel enerji politikaları, ağırlıklı olarak petrol ve doğal gaz tarafından belirlenmektedir. Bu politikaların temelini şekillendiren bölgeler ise, rezervler açısından en büyük pay sahip olan Orta Doğu, Orta Asya ve Hazar bölgeleridir. Petrol ve doğal gazın aranması, üretimi ve uluslararası pazarlara ulaştırılmasında, küresel anlamda önemli bir rekabet söz konusudur. Küresel enerji piyasalarının önemli aktörlerinden olan Rusya ve İran’ın kaynaklarını pazarlamada yaşadığı sorunlara karşın, ABD, AB, Çin, Hindistan ve Türkiye ihtiyaç duydukları enerjiyi alternatif kaynaklardan kesintisiz, ucuz ve güvenli olarak elde edebilmek için çok yönlü politikalar yürütmeye çalışmaktadırlar. Petrol ve doğal gaz üreticileri için stratejik bir öneme sahip olan Türkiye, gelecekte enerji pazarı olmaya da aday bir ülkedir. Bu nedenle, petrol ve doğal gaz ithalatında kaynak çeşitliliğinin, arz güvenliği ve sürekliliğinin sağlanması ile enerji taşıma projelerinin geliştirilmesi Türkiye için çok büyük önem taşımaktadır.
Ülkemiz, enerji geçişi açısından eşsiz bir jeopolitik konuma sahip. Ancak salt coğrafi konum ve global piyasalara enerji transiti sağlayarak iletim süreçlerine dahil olmak, ne yazık ki global piyasada bizi bir bölgesel enerji merkezi haline getirmiyor. Doğal gaz söz konusu olduğunda neredeyse tamamen dışa bağımlı bir ülke olan ve doğal gaz ihtiyacının yarısından fazlasını tek bir ülkeden karşılayan Türkiye için, arz güvenliği başta olmak üzere enerji merkezi olmak adına daha atılacak pek çok adım var. Ayrıca, doğal gaz söz konusu olduğunda, mevcut altyapı projelerine ek olarak, bir merkez haline gelmemizi sağlayacak ölçekte doğal gaz depolamak için gerekli altyapının oluşturulması da yine oldukça önemli.
Bağımsız Türk Cumhuriyetleri içerisinde petrol ve doğal gaz bakımından zengin olan ülkeler Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’dır. Türkiye ve Kırgızistan hem rezerv hem de üretim bakımından bu ülkelere göre oldukça düşük oranlara sahiptir. Nitekim, Türkiye’de yıllık petrol üretimi ortalama 3-4 milyon ton civarındadır. Bu rakam yaklaşık tüketilen petrolün %12’sidir. Doğal gazın ise neredeyse tamamı ithal edilmektedir. Özellikle Türkiye’nin Güneydoùu Bölgesi’nde petrol varlığı bilinmektedir. Buna kaşın yeterli düzeyde arama yapılamadığı için tam kapasitenin ne olduğu müphemdir. Türkiye, enerji talebi artışında Çin’den sonra 2. sırada yer almaktadır. Ne yazık ki var olan enerji kaynakları Türkiye’nin artan enerji ihtiyacını karşılayamamaktadır. Türkiye doğal gazda %98, petrolde %92, kömürde ise %50, yani toplamda %72 oranında dışa bağımlıdır. Enerji ithalatçısı ve bu alanda dışa bağımlı Türkiye gibi ülkeler için enerji bağımlılığından kurtulmak, ekonomik bağımsızlığa ulaşabilmek açısından oldukça önem taşımaktadır. 
Türkiye’nin petrol ve doğal gaz üretimi incelenecek olursa ham petrol üretiminde yıllara göre fazla değişiklik olmadığı buna karşılık doğal gaz üretim miktarımızın ise değişken bir seyir izlediğini söylemek mümkündür. 2016 yılı sonu itibarıyla 17,9 milyon varil ham petrol üretimine karşılık 381,6 milyon m³ doğal gaz üretimi gerçekleşmiştir. Yine ülke genelinde 2016 sonu itibariyle 27,6 milyon ton ham petrol ve 46,1 milyar m³ doğalgaz tüketimi gerçekleştirildiği görülmektedir. 2002 yılında ham petrol tüketimine baktığımızda 14 yıllık sürecin sonunda ham petrol tüketimi %5,7 artarken, doğal gaz tüketimi ise 2002 yılına kıyasla 2016 yılında 2,7 katına çıkmıştır. Ancak yine de Türkiye’de üretilen doğal gazın tüketimi karşılama oranı %0,8 gibi çok düşük bir düzeyde seyretmektedir. Türkiye’nin nihai doğal gaz ihtiyacına baktığımızda yılda ortalama olarak 50 milyar civarında olduğunu görüyoruz. 
Enerji sektöründe liberalleşme sürecinin başladığı 2000’li yılların başından beri özellikle elektrik sektöründe doğal gaz ile çalışan birçok elektrik santrali yatırımı gerçekleştirildi. 2020 Temmuz sonu verilerine göre Türkiye’de 333 doğal gaz ile çalışan santral, toplam 25,6 gigavatlık kurulu güce ulaşmış durumda.  Bu dönemde yapılan yatırımlar, doğal gazın elektrik üretimindeki payının sürekli artmasına neden olarak bizleri toplam doğal gaz ihtiyacı içerisinde elektrik sektör payının yüzde 40’ın üzerindeki bir seviyeye vardığı bir tabloyla karşı karşıya bırakmıştır. Bu artışı sınırlandırmak ve bahsi geçen ithalatçı ülkelere olan bağımlılığı azaltmak amacıyla Türkiye, elektrik sektöründe yerlileşmeyi merkezine alan bir enerji stratejisini hızla uygulamaya koydu. Bu stratejinin ilk meyvelerini ise son 10 yıl içerisinde artan elektrik talebinin karşılanmasında önemli rol oynayan hidroelektrik ve rüzgâr enerjisinden elektrik üretiminin yanında, güneş enerjisine yapmaya başladığı yatırımlarla aldı. Yalnızca 2017 yılında Türkiye’nin 2,6 gigavat kurulu gücünde devreye sokmayı başardığı güneş enerjisi santralleri, ülkeyi hem Avrupa hem de Orta Doğu’da aynı yıla ait istatistiklerde baş sıraya yerleştirdi. 2018 yılında ise yeni kurulu güç yatırımlarında yine rekor seviyede bir artışla Türkiye’yi Avrupa’da en üst sıralara taşıdı. 2019’da yaşanan ekonomik durgunluğa rağmen yenilenebilir enerji yatırımları sürdürülerek Türkiye’nin toplam elektrik ihtiyacının yüzde 44’ü aynı yılda yenilenebilir enerjiden tedarik edildi. Bu payın yüzde 10’luk kısmı rüzgâr ve güneş enerjisi, geri kalan yüzde 34’ü ise hidroelektrik başta olmak üzere diğer yenilenebilir kaynaklardan sağlandı. Doğal gazın payı ise aynı yıl içerisinde yüzde 19 olarak kaldı. Yaşanan bu gelişmelerin ardındaki çeşitli nedenleri kısaca özetlememiz gerekirse; Türkiye’nin gayet etkin ve başarıyla uyguladığı “Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destek Mekanizması” (YEKDEM) adıyla bilinen garantili satın alım tarifelerinin yanı sıra güneş enerjisinin hızla düşen maliyetinin de yenilenebilir enerjinin başarısının altında yatan en önemli etkenler olarak ön plana çıktığını görmekteyiz. 
Doğal gazın payındaki düşüşün arkasında yatan neden ise yenilenebilir enerjinin payının artmasıyla birlikte enerji talebinde beklenenden çok daha düşük seviyelerde artış gerçekleşmesi ve geçmiş yıllarda yapılan yatırımlardan dolayı sektörde gereğinden fazla kurulu gücün olması nedeniyle ithal ve pahalı doğal gaz kaynaklarından üretilen elektriğin arz talep eğrisinde kendine yer bulmakta zorlanması olmuştur. Serbest elektrik piyasasının doğası gereği yaşanan bu gelişmenin daha belirgin bir örneğini elektrik sektörünün 2020 yılının mayıs ayı sonunda tecrübe ettiğini belirtmekte yarar görmekteyiz. Yerli ve yenilenebilir kaynakların payının yüzde 90 seviyelerine ulaştığı duyurulan 24 Mayıs tarihinde, hidroelektrik payı yüzde 43,7, güneş ve rüzgâr toplam payı yüzde 21,7 ve diğer yenilenebilir enerji payı 7,9 olarak kaydedilmiş olup, pahalı doğal gazdan üretilen elektriğin payı ise talebin COVID-19 ve bayram dönemi sebebiyle çok düşük olduğu 24 Mayıs’ta yüzde 10 seviyesinin altında kalmıştır. İthal doğal gaz, elektrik sektöründe pahalı oluşu, yenilenebilir enerjideki olumlu gelişmeler ve talep artışındaki azalmadan dolayı kendine yer bulmakta artık zorlanırken tüm bu sebeplerden dolayı 2019 yılında elektrik sektörü, toplam doğal gaz ihtiyacı içerisinde bir önceki yıla kıyasla yüzde 40 civarında azalarak yüzde 20’nin az üzerinde bir paya sahip olmuştur. 
YERLİ DOĞAL GAZ KAYNAKLARI
Türkiye’nin yerli doğal gaz kaynaklarını çıkarmaya başlaması, ithalata bağımlılığı azaltmanın yanı sıra ekonomide yeni bir sektörün yaratılmasını, doğal gaz zincirinde yer alan sektörlerin daha çok gelişmesini ve bu unsurlarla ilgili olarak yeni istihdam yaratılmasını sağlayabilecek bir potansiyeli düşündürmektedir. Dünya üzerinde doğal gaz kaynaklarının bulunmasıyla ilgili olarak benzer birçok örnek olduğunu görmekteyiz. 
On yıl kadar önce Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan ucuz kaya gazının, ülkenin başta elektrik ve petrokimya sektörleri için çıkarılıp kullanılmasının, ülke ekonomisine ve istihdamına büyük katkı sağlaması bu misallerden biridir. Aynı zamanda daha fazla oranda kendi yerli kaynaklarına sahip olacak Türkiye’nin, bulunduğu coğrafyadaki enerji jeopolitiğinin olumsuz etkilerinden daha az etkilenecek olması da beklentiler arasındadır. Öncelikle ithal gaz fiyatlarından daha ucuz olması beklenen yerli doğal gaz, Türkiye’nin ithalatçı ülkelere karşı pazarlık gücünü artırabilecek önemli bir fırsat olarak kullanılabilecektir. Bu fırsat, Türkiye’nin ithalatçı ülkelerle yapmış olduğu doğal gaz sözleşmelerinin birkaç yıl içerisinde sona erecek olması nedeniyle özellikle önem taşır. Yerel kaynakların payının artması; sözleşmelerin yenileme sürecinde karşılaşılan fiyat belirsizlikleri, Türkiye’de doğal gaz tüketiminin bir önceki kısımda anlatıldığı üzere sektörler arasında değişen yapısı, küresel doğal gaz piyasasında tedarikçi sayısının çeşitlenmeye devam etmesi ve ihracatçı ülkelerdeki siyasi belirsizliklerin getirdiği risklerin aza indirilmesi mevzularında yardımcı olabilecektir. 
Ayrıca doğal gaz kaynakları açısından zengin bir coğrafyada bulunan Türkiye’nin kendi yerli kaynaklarını da geliştiriyor olması, ülkeye önemli bir avantaj sağlayacaktır. Kendi enerji kaynaklarına sahip bir ülke, son tüketicisine enerjiyi daha ucuz tedarik edebilme avantajına sahiptir. Doğal gaz tüketiminde önemli bir yere sahip olan sanayi sektörünün rekabet gücü de daha ucuz enerji kaynaklarının payının artmasıyla güçlenecektir. Ayrıca yerli doğal gaz tedariki için mevcut sanayi altyapısında herhangi bir değişime ihtiyaç duyulmadan daha ucuz enerji kaynaklarına erişim sağlanırken; kömür gibi karbondioksit ve hava kirletici emisyonu yoğun yakıtlara da ihtiyaç azalacaktır. Vurgulanması gereken diğer bir önemli nokta ise yakın gelecekte, muhtemel bir sınır karbon uygulaması sebebiyle Türkiye sanayi sektörünün ihracat gücünü olumsuz yönde etkilemesi beklenen Avrupa Birliği’nin ortaya koyduğu Avrupa Yeşil Mutabakatının etkilerini, ülke sanayicilerinin daha temiz kaynaklar kullanarak en aza indirme yolunda katkı sağlayabilecek olduklarıdır.

 

 

 


Politika
Haberler