NESİMİ’YE İTHAF YA DA  ÖZBEKİSTAN TOPRAKLARINDA NESİMİ ÖZLEMİ..

NESİMİ’YE İTHAF YA DA   ÖZBEKİSTAN TOPRAKLARINDA NESİMİ ÖZLEMİ..
22:45 19.02.2021 | 1865 kere okundu | Kültür

Ölmasbek Hujaev Özbekistan ve Karakalpokistan Yazarlar birliği ve Merkezi Asya edipleri “Yeni avaz” birliğinin üyesi, şair ve muhabir.

 

Geçmişim milyon yıl Adem Ata’dan beri…yere indim ineli saadetimi, külfetimi, faciami, bahtımı kendim kendimi mecalsiz ve gururla taşırım…bana dil ve düşünce eşlik eder, din ve inanç bayrağım, gönül ve duygular dert ortağım, isyan ile itaat, inkar ile ikrarda bazen hud, bazen behud, bazen mazlum, bazen masrur geliyorum: dilimde ezbere bildiğim ayet gibi tekrar eder dururum, büyük İmamettin Nesimi’nin unutulmaz mısralarını: 

Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam

 Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam

(İki cihan (dünya ve ahiret) benim içime sığar, ancak ben bu dünyaya sığmam. Mekansızlık cevheri bende, ben bu aleme sığmam.)

Ah, ah Nesimi; ecdadım Nesimi, tüm varlığınla gönül gözlerini açmaya çabalamışsın.. Senden miras bana bu cihana sığamamak, aşıklar senden öğrendi mi dünyaya sığamayan hallerini, sen nereden ve kimden miras almıştın ki, bu iki cihana sığamayan ruh halini…

Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün

Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam

 (Yeryüzü ile gökyüzü ve "kâf" ile "nun" gibi bütün her şey bende bulunduğu için, ey bana akıl vermeye kalkışan kişi sesini kes. Çünkü ben, sözlere ve açıklamalara sığmam.)

Göz önümde canlanır sufiler deryası, bu deryanın kıyısı yok, bu öyle bir derya ki benzeri yok, tefekkürün semalarında, tefekkürün ummanlarında…

Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim

Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam

(Bütün varlıklar ve mekân benim delilimdir. Başlangıcım varlık sahibi olan Zat'la başlar. Sen beni bu işaretle tanı, ama bil ki ben bu işarete de sığmam.)

Ah, ah dost Nesimi, kalbime yakın insan Nesimi, sabahın latif esen rüzgarı,  bahçenin esintisi, İsrafil’in, surun sesi, ezeli kıyamet rüzgarı, sabahla mahşer esintisi… 

Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş

Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam

(Hiç kimse zanla, kuşkuyla Hakk'ı bilenlerden olmadı.

  Hakk'ı bilen bilir ki, ben zanna ve kuşkuya da sığmam.)

Kimileri şüphe etti, kimileri çölde iman etti, o arada Nesimi bedelini canıyla ödedi, kervanlar geçti, sular aktı, izlerin üstü örtüldü, yaralara tuz basıldı, yüreklere dokunan sözler dinmedi, bu cihana açılan gözden akan yaşlar dinmedi, feryat figanlar dinmedi, Şah Nesimi’nin sözleri ebediyetin tınısını söyler, ebedi esen yel gibi kalpleri serinletir, dinginlik ve huzur verir: 

Sûrete bak vü ma'nîyi sûret içinde tanı kim

Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam

(Dış görünüşe bakıp bu dış görünüş içinde gerçek manayı, iç görünüşü tanı. 

Çünkü beden de, ruh da  benim. Ancak ben ruha da, bedene de sığmam.)

Hem dede Nesimi, hem baba Nesimi, hem dost Nesimi, hem de yar Nesimi, hem çilekeş Nesimi, hem cefakar Nesimi, hem varlıklı Nesimi, hem de dertlere derman Nesimi, ilm zahmetine katlanan Nesimi, ebediyetin semasında parlayan Nesimi..

Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât

Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam

 (Hem inci kabuğu, hem de inciyim, yani hem dış hem iç. Mahşer meydanı ve Sırat. Bunca kumaş ve binek takımıyla ben bu dükkâna sığmam.)

Ah, kendimden geçtim biran, İbrahim’den kalan kara dükkan gördüm rüyamda, bir kenarda değirmen taşını döndürür Şeyh Mansur Hallac, bir yandan haykırır “Hak dost ya Allah” diye Maşrab şah, diğer yandan Şeyh Şibliy, öbür yandan Beyazıt Bistami bir yandan eder ibadetini…

Kulağıma hoş bir nida tekrarlanır durur, ibadet ahengi gibi, tilavet ahengi gibi Nesimi’den: 

 Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş

 Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam

(İşte gizli hazine benim. Görünenin aynısı işte benim. Bu hazine kaynağının  incisi de işte benim. Ancak ben ne denize, ne de kaynağa sığmam.)

“Ayn” anlamak üzereyim, “Elif”in gururlu duruşunun esiriyim, evliyalardan nida isterim, yalvarırım, boğazıma düğümlenen sessizliğimle, rüyalarda ayan olmuş ebedi yaşayacak olan ecdatlar Şeyh Nesmeddin Kübra, Hoca Ahmet Yesevi, Bahaddin Nakşibendi, ben onların sayesinde var olabildim… Koyu gecelerini yayarak beni çöl sıcaklığından, susuzluk ve mecalsizlikten, bu dünyanın bitmek bilmez telaşından size geldim, yalan dünyanın tılsımlarına sığamadan sizin gölgenize, sizin yüce maneviyatınızdan bir damla da olsa yudumlamaya geldim…

Ninni gibi hoş seda yankılanır yine her yerden: 

Gerçi muhît-i a'zâmım adım âdem durur âdemim

 Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam

(Gerçi her tarafı kaplayan ulu varlık benim, adım insan olduğu için, insanım. Mâlik olan da, "ol" denilince olan da benim, ben bu mekana da sığmam.)

Ah, ah, siz İnsandınız aslında, insanlığına yakışır insan olamayanlar çoktur yer yüzünde, her manada insan olmak müşkül iş, her gün insan olarak kalmak zor yer yüzünde. Varsa vardır insan olanlar, kısmeti dardır, cismi hardır, manevi dünyasını hesaba katmadığında…

Nesimi’nin babası nasıl babaydı ki, böyle büyük zatı yetiştirebildi. Ya annesi, nasıl bir kadındı ki, böyle evlat yetiştirdi. Derisi yüzülerek öldürüleceğini bile bile bildiği hakikatleri dergah dergah gezerek anlatmaya, haykırmaya devam etti. 

Elbette can derman, can yazık, can canan, can cihan, can bu alemde ebedi dil, can bedene eziyet eden cevher, baba Nesimi’nin değimiyle: 

Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim

Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam

(Ruhla aynı cihanı paylaşan, âlemle aynı zamanı yaşayan benim. Ancak şu hoşluğa bak ki, ben ne bu âleme, ne de bu zamana sığarım.)

Bu dünyanın geçici zevkleri, zenginlik, mal mülk, fani dünyanın süsleri, neredesiniz, altın gümüş nerede, neden bunlar insanlığın maneviyatına bir damla katkı sağlayamaz. Neden onlar ebediyet kapısından içeri giremiyor aynı anda…mizah dilinde söylendiği gibi, şu yuvarlak dünyanın cadısı söyleyen o meşhur laf, kulaktan kulağa efsane olan deyim…yalan dünya, insan fani,,,yok, yok, dünya gerçek, insan aldanır, insan inanır, insan boş ve olgunlaşmamış, insan mükemmel ve büyük yaratılan bitti..Tarafsız…

Encüm ile felek benim vahy ile melek benim

Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam

(Yıldızlarla felek benim. Vahiy de, melek de benim. Dilini tut ve konuşma, çünkü ben bu dile de sığmam.)

Hazreti Adem’den kalma “La ilaha illallah”, milyonlarca dilde farklı yankılanır, bunu ifade etmeyen diller garip ve eksik, bu ifadeyi söyleyemeyen dil yok olmaya mahkum, bir dilin bin türlü söyleniş şekli aslında bu, toprak üzerindeki tüm insanlığın dilinde…bir kervan yolunda bin türlü insanın sesi bin türlü yankı bulur…

Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim

         Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam

(En küçük varlık da, güneş de benim. Dört (dört unsur: toprak, su, rüzgâr, ateş), beş (beş duyu) ile altı (altı yön: sağ, sol, ön, arka, üst, alt) da benim. Sözle anlatılan  görünüşü gör, ancak ben anlatılana da sığmam.)

Yedi kat gökyüzünden doksan bin kat yer altında kadar, bir bakışın gözetiminde, bir ölçünün denkleminde, bir sırrın esrarında, bir tekrarın tekrarında, bir muhasebecinin rakamında, onda yanlış yok, onda hata yok, her şey olması gerektiği gibi…

Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile

Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam

(Sıfatımdan dolayı Zât ile birlikteyim, Berat'ım, imtiyazım nedeniyle

 Kadr içindeyim, itibardayım. Şeker kamışı sayesinde gül tatlısıyım.

Kapalı ağızlara sığmam.)

Hayretler içinde kalır Fahreddin Attar, yol gösterecekmiş gibi durur Firdavsi, uç uç der Mevlana Rumi, akıbetini düşün der Yunus Emre ve Lutfi, gittiğin yoldan dön der Cami ve Şirazi…Kendine güven, yolun açık olsun diye dua eder bana ecdadım Nevai…

Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim

Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam

(Bal ile şeker benim Güneş benim, Ay benim. Herkese akıcı bir ruh bağışlarım, ancak kendim bu akıcı ruha sığmam.)

Resüllerden, Nebilerden kalan dünya, manevi, maddi, ilim ve hikmet dünyası…Keder, sır, azap, işkence ve külfet dünyası. Padişahlardan, beylerden, hoca, seyyidlerden kalan dünya ve atılan, aziz ve hikmetli, emanet ve borç dünyası…ben mirasçıyım, beş-altı güne, bekli dokuz, belki on iki…saymaktan yanılmazsa Yaradan, razıyım bana reva gördüğü güne, iyisine, kötüsüne…çaresiz çare bularak, yardımsız yardım ederek, imkansız imkan yaratarak, kandırıyorum kendimi sürekli, teselli arayarak yaşayarak biçare, aciz kısmetimle…

      Tîr benim kemân benim pîr benim civân benim

      Devlet-i câvidan benim îne vü âna sığmazam

    (Ok benim, yay benim, yaşlı benim, genç benim, sonsuz devlet benim, mekana ve zamana sığmam.)

Kendimden geçip kendime gider iken, kendimden gidip kendime gelirim…Nasıl bir ayndınlık ve münevverlik içinde yaşamaktayım…bugün ecdatlarım size mektup, naame, şikayetimi yazıyorum…Sizin yaşadığınız çağda söylenen söz için ceza vardı, söyledi dediler ve fermanı okudular…ecdatlarım zamanında söyleyene değil sadece yazılana da fetva çıkarttılar, hakikat gizlendi, suç ilan edildi hakikat, vuruldular, asıldılar, bugün ise söylemeye de, yazmaya da ortam var, hak hukuk var…ancak, bir şeyler yapmaya cevap var, bir gün bu da olur elbet, ama o vakit ben semada olurum belki, işte o zaman visal-i vacip olur…ancak bugün şükür ve sabır amelim, ümit ve bekleyiş ikbalim…

Gerçi bugün Nesîmîyim Hâşîmîyim Kureyşîyim

Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam

(Gerçi bugün Nesimîyim, Hâşîmîyim Kureyşîyim ama menzilim bundan büyüktür, ben menzile ve şâna sığmam.)

Hakikaten, insanlığın insani özelliklerini arayarak bir seyran ederim, bir hayran olurum, bir mesutum, bir bahtiyar…kurtuluş arayarak kurtarıcısına kavuşmuş bir kulum…Nesimi’yi okuyarak, ondan kendini bulan bir aciz insan, evliyaları yad ederek, onların maneviyatına sığınan biri. Kalmak ebedi, Ölmezliği ölmezlikle yoğrulmuş, sırra vakıf olmuş, hayret eden insanım. Nesimi’ye ağıt yakan muhlis insanım…

 

Vesselam.

 


Kültür
Haberler