Araz'ın her iki tarafı da vatandır.

Araz'ın her iki tarafı da vatandır.
18:15 11.10.2021 | 5395 kere okundu | Yazarlar

Fahreddin Hacıbeyli

İran'ın bölgemize verdiği zarar sadece dini ve ideolojik bölünmeler ve askeri-politik çatışmalar yaratarak istikrarı bozmak değildir. Daha da kötüsü, bölgeyi ve çevreyi çevre terörüne maruz bırakmakta, ekosistemi onarılamaz bir şekilde tahrip etmekte, suları ve bu suların suladığı toprakları hızla kirletmektedir. Ve en kötüsü, bunu bilinçli olarak, kasten yapmaktır.
Geçenlerde, bir devre mühendisi olan güneyli bir arkadaşımız bana bazı gerçekleri anlattı.
Arkadaşımız aslen Muganlı, Araz'ın güneyinde, yaklaşık yüz bin nüfuslu Mugan'ın en büyük şehri Parsabadlı. Resmi belgelere göre
93.000 nüfuslu Parsabad, Araz'ın güney ucunda, İmişli bölgemizin Bahramtapa yerleşiminin diğer tarafında, Araz'ın karşı tarafında Mingeçevir şehri büyüklüğünde bir şehirdir.
 Şehrin nüfusu İran rejimi tarafından kasıtlı olarak neredeyse iki katı kadar az gösteriliyor. Gerçekte, şehir Mugan bölgesindeki en hızlı büyüyen şehirdir ve şehrin nüfusu yılın farklı zamanlarında 200.000'e çıkar.
Parsabadın tarihine bir göz atalım.
 Şehir, Mugan kentinin Goşataba-İncirli bölgesinde kurulmuştur. Burada ölülerin gömüldüğü iki tepe vardı. Türklere göre, ölenlerin ruhlarının Cennete ve Allah'a daha yakın olması için, cesetler yüksek bir yere gömülürler. Daha sonra bu bölgede bir şehir kurulmasına karar verilir ve şehrin adı Muganşehr seçilir. Şehir Mazandaran'dan Parsan adlı biri tarafından inşa edildiği için sonradan şehrin adı Parsaabad (Parsan tarafından inşa edilen) olarak yeniden adlandırılır ve nihayet adındaki "a" harflerinden biri atılarak Parsabad olarak değiştirilir
Mugan'ın bu bölgesinde yaşayan Türklerin, Nadir Şah döneminde şah ordusunun siyasi yapısının çekirdeğini oluşturması ilginçtir. Nadirin şah ilan edildiği yer Araz ve Kür nehirlerinin birleştiği Sukovuşandır. Bu gelenek eski Türklerin adetlerine dayalı bir şeydir ve tesadüfü değildir. Kongrede Şah'ın ilân edilmesi eski Türk askeri-politik şahsiyetlerine dayanan bir davranıştı ve bu olayın ana dayanaklarından biri olan Çugan Türk boylarının daveti ve teşkilatlanmasıyla o bölgede gerçekleşmiş olması dikkat çekicidir. 
Güneyli arkadaşım yukarıda bahsettiğim gibi bir çevre mühendisi ve konunun uzmanı. Dediğine göre, geçmişte Parsabad'ın atık sularının önce özel ekipman ve teknoloji ile arıtıldığını, bir kısmının kentsel kullanım için geri dönüştürüldüğünü ve geri kalanının da Araz'a aktarıldığını söylüyor. Şimdi (iki) yüz bin insanın yaşadığı şehir atıksu arıtılmadan, tüm zararlı deterjan deşarjlarıyla borulardan doğrudan Araza'ya deşarj ediliyor. Bu sular sınırdan ülkemizin içlerine, Kür'le Araz nehrinin buluştuğu yere, Araz'ın bizim olan ve bize gelen kısmına doğru atılmaktadır. Bu konumlarda Araz nehri artık Azerbaycan'ın dahili sularına çevrilmektedir.

İmişli kenti ile bir duygusal ilişkim var. Çocukluğumun bir kısmı o bölgede geçti, oradan birçok arkadaşım var ve bu antik yerleşimin köyden köye bildiğim bir bölge olduğu söylenebilir. Önceleri bölgenin içme ve sulama suyu hem artezyen kuyularından hem de ağırlıklı olarak Araz'dan sağlanmaktaydı. En saf, en doğal su bulanık olmasına rağmen, Araz'ın suyu olarak kabul edildi. Özel büyük fıçılara doldurulur ve bulanıklaşan kil dibe çöker, su üze çıkar ve içilebilir hale gelirdi. Asırlık inanışlara göre Araz'ın suyu daha saftır. Yerliler öyle söylerdi. İlçe nüfusunun çoğunluğunu oluşturan "Arazgiraklı" bölgesinde yaşayanlar, Araz'ın saf suyunu içmekten gurur duyardı. "Bir zamanlar Tiflis'in ortasından, Yevlah'ın solundan ve Zerdab'ın sağından geçen Kür'den daha temiz olan Araz'ın suyu, yapılan yanlışlar nedeniyle şimdi en kirli ve zararlı kimyasal atıklarla kirleniyor. Ekoloji, doğa ve insanlık düşmanı komşumuzun hain politikası bu acı gerçeklere neden olmuş. Güneyli arkadaşıma göre bazen yaz aylarında Araz'ın suyu o kadar azalıyor ki borulardan nehre dökülen atık su nehrin kendisinin iki katı oluyor. Bazen Bahramtepe'den gelen kıvrımın üzerinde akan Araz havzasındaki suyun yüzde 70'i Parsabad kentinden gelen atık sulardan, yani zehirden oluşuyor. Araz boyunda yaşayan insanlar bu zehirli suyu hem içme hem de sulama için kullanmak zorundadırlar. Bu sayede nehirden su içen sadece insanlar ve diğer canlılar değil, bitki örtüsü ve toprak da temizlenmesi yüzyıllar süren zararlı kimyasal atıklarla zehirlenerek yok ediliyor. Arkadaşım konuyu uzman bir dilde, kimyasal terminolojide ve formüllerin detaylı anlatımıyla anlattı ki göğsümde bir ağırlık hissettim ve nefesim kesildi. Burada anlattıklarım sadece izlenimlerim ve anılarım.
Şu anda, gezegendeki su kıtlığı sorunu derinleşiyor, askeri-politik alanda kendini gösteriyor ve uluslararası çatışmalara yol açabilecek ciddi bir sorun. Birkaç ay önce Orta Asya'da Kırgızistan ile Tacikistan arasında yaşanan kanlı çatışma başta olmak üzere çeşitli bölgelerde ilk örneklerini gördüğümüz sözde 'su savaşları'nın tarihsel süreci çoktan başladı. Aynı zamanda , komşu devletin insanlık dışı adımları bölgenin ekolojik dengesini bozması ve kasten bölgenin geleceğini tehlikeye atması kabul edilemez. Bu bir sorun olarak nitelendirilmeli ve uluslararası alana taşınmalıdır. 

Öncelikle ülkemin ilgili makamlarının bu konuya yorum yapması, konuyu uluslararası kuruluşların gündemine getirmesi, molla rejiminin bölgenin ve genel olarak gezegenin ekosistemi için bir tehdit haline geldiğini not etmesi gerekir.

Çok geç olmadan...

Araz'ın her iki tarafı da vatandır.

Ama bu tayı o tayın pisliğiyle zehirlemek, topraklarını yararsız kılmak, insanlarını hasta etmek caiz değildir.
O taraftaki kardeşlerimiz bu siyasete dur demeli, ayağa kalkmalı, yapanları bir kaşık Araz suyunda boğmalıdır.
Araz'ın suyunu kirletmekle, insanları susuz bırakmakla, Kerbela çölünde İmam Hüseyin'in su yolunu kesmek arasında çok az fark vardır. Bir insana zehirli su verip suyla öldürseniz de, susuz öldürseniz de ne fark eder?


Yazarlar
Haberler