Yüreğimin Turan tarafı sızlıyor şimdi

Yüreğimin Turan tarafı sızlıyor şimdi
12:45 14.09.2021 | 1223 kere okundu | Yazarlar

Güler Hesenli

Facebook
Twitter
Google+
Whatsapp
Çiğnenen bir ülkenin Hakk bağıran sesi
(Yakın zamanda yaşadığım bir sıkıntı yüzünden duygularım hasar gördü, gönlüm incindi. Tekce yazmaktan değil yaşamaktan da soğudum. Ancak ebediyet seferi yıl dönümünde bütünlük isteyen her bir Türk gibi ben de Ebülfez Elçibey'i anmayı özüme borç bildim. Fikrimin gücü yetersiz olsa da Türk'ün son azatlık haykırışçısını anlatmaya çalışacağım...)

Soranlara ben bu yurdun,
Anlatayım nesiyim!
Ben çiğnenen bir ülkenin,
Hakk bağıran sesiyim!
   
Yeri göğü, kainatı yoktan var eden ulu Allah görevlerini yer yüzünde inşa etmek için seçtiği kişilere sıra dışı yaratıcı idrak verir; ressama renkleri konuşturması için, şaire düşünceyi kemale erdirmesi için, müzikçiye duyguları harmanlaması için... 

Hakkı haykırmak, beşerî adaletin temsilcisi olarak ise her yüz yılda bir dahî gönderir. Elçibey şartsız, şüphesiz Allah'ın ezilen, hor görülen insanlığa gönderdiği bir lütuftu. Belki kıymeti bilinmedi, belki anlaşılmak için çok erken ve yanlış yere geldi ama tekçe çiğnenen bir elin değil tarih sayfalarında uyuklayan şanlı bir kavmin uyanış habercisiydi. 

Sevmek ya da sevmemek, herkesin doğal özlük hakkıdır. Kimseye zor kullanılamaz. Ancak konu Elçibey olunca iki seçenek var, anlamak ya da anlamamak. Anlayamadığımız için onu ebediyet ufuklarına kaygılı uğurladık. Şhakespeare'nin 66. Sone'sini ilk duyduğumda şiirde anlatılanın Elçibey olduğunu, onun dilinden memlekete yakılan ağıt sanmıştım. Asırlar geçmiş hakkını hukukunu savunamayan millet bir adım yol kat'edememiş, kıymet bilmemiş, nankör olduğu için avuçlarına bırakılan yıldızın değerini fark edememiş...

Değmez, bu yangın yeri avuç açmaya değmez.
Değil mi ki, çiğnenmiş inancın en seçkini.
Değil mi ki, ayaklar altında insan onuru...
Namertler geçmiş başa derken mertlik bozulmuş.
Değil mi ki, korkudan dili bağlı sanatın,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın.
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız koymak varya, o koyuyor adama...

Edebî anlatım olsa da Elçibey gerçekten koca coğrafyanın karanlık köşelerine ışık tutan hürriyet güneşiydi. Acısıyla çilesiyle, dertleriyle sevinciyle ve çokca gururuyla Azerbaycan demek cefanın bin bir çizgisiyle ilmek ilmek sevmektir. Asırların içine akıttığı hüznün sızıltısını iliklerine kadar yaşamak, Hakk sözü üstünde derisi soyulmak, yurt uğrunda tüstüsüz yanmak, söz uğrunda yurdundan kovulmak, kefensiz yatmak, mezarsız olmaktır. 

Yaşatmak için dar ağaçlarına selam vermek, yüceltmek için doğruya doğru derken adı eğriye çıkmak, zulmet zindanlarda mum gibi erimektir... 

Bir ucu bin yılların ötesinde, bir ucunda zafer tongalları yanan uzunca yolun durağı olmaktır. Her şeyin üstünde, en yücesinde çetin sevdaların meskeni yurdum; belki Norveç gibi dünyanın en güzel ülkesi değilsin, belki balalarını Danimarka gibi mutlu mesut yaşatamadın, belki Amerika gibi sözünün önü de arkası da kılıç tek keskin olamaz, belki Rusya gibi dünyanın anasını ağlatacak kadar güçlü olamazsın, belki Almanya gibi göğsündeki ayrılık duvarlarını yıkacak kudrete erişemedin, varsın olsun. Seni bütün görmek arzusunu ötelere taşıyanların göğüslerinden yeşerecek umut tohumları...
    
"Gökyüzü taş saklamaz" diyor Ramiz Rövşen. Ve bir de Elçibey'e hitaben yazdığı şiirde "sana bir taş atar yerinden duran" diyor. 

Taşları iftiraya, riyaya beleyip ona attılar. Yetersizsin, zayıfsın dediler. Taşların rüzgarı bile yanından geçemezdi ama onu sevenlerin, sevdiklerinin başına yaman değdi o taşlar, taştan kurtulan sevindi...  İncinen ruhumuza mı yanalım, kül altında kararan umutlarımıza mı? 

Her şey tükenir gider, ömürler biter, yıldızlar kayar. Bitmeyen tek şey Hakk'ın eteğine düğümlenen sabrın selametini, kısmetin en hayırlısını bekleyen bitmek tükenmek bilmeyen umuttur. O umudun bir müjdecisi, bir habercisi vardır. Elçibey amalının yüreğimize emanet bıraktığı ocağı yeniden körüklendirecek Gökbörü'ye bir yerde bir anne hamiledir. Türk'ün bütünlüğünü simgeleyen gök bayraklar bir yerlerde rüzgarını bekliyor. Seni hey harayladı göğsünde sen adlı taht kuranlar. "Bir de kalk Azerbaycan!" diyenleri duyuyor musun? Seni kıblegah yapan yavrularını incitme Azerbaycan. Ruhlarını sızlatma. Kanayan yaralarına tuzunu bas ama onları asla unutma...
     
"Bir de geri dönmeyecek ömrümüzden yitip giden o çağlar." Çağ gördük, yaşadık. Gel gör ki, nasıl çürüttük yüreğimizi görmek isteyip göremediğimiz, özlediğimiz yarınlar için. Allah Resul gönderdi, sözünü yüz sene sonra anlaya bildik. Elçi gönderdi, hak sesimizi haykıra haykıra son nefesini verdi, sesine tutunamadık. Allah bize çok adil davrandı, uyanmamızı istedi. 

"Uygar dünyanın geleceğinin bir parçası olmak istiyorsan lutfumu sahiplen" dedi. Biz yetişiriz bilmem ama geleceğin ayak seslerini duyuyorum. Mutlaka bir yerlerde engin umutlarımızın meşalesini yakacak çocuklar yetişiyor...
    
Yüreğimin Turan tarafı sızlıyor şimdi,
Beyaz atına binip Beyim gidipdi.

Her gidiş acıdır, acıtır. Ama milletin elinden giden gidişler var ki, yerini asırlar dolduramaz. Elçibey'i tek cümleyle ifade et deseler, incitecek olsa da, "vatanının hain evlatlarına bile kıyamayan, hissiyatı siyasetten üstün tutan çağ dışı lider" derim. Kendi demişken milletinin siyasî askeriydi. "Sınırdaki askerden tek farkım siysetin önünde olmaktır" derdi. Dünyaya geldiği çağ onun çağı değildi. Sovyetler gibi ölüm meleğinin önünde hürr sesine sığınarak zafer kazanan milletine sözü vardı. "Azatlık Meydanı'na bayrak taktığınız gibi bir gün Tebriz'i de Bakü'ye, Zengezur'u da Nahçivan'a katacaksınız." 

Hayalperest dediler. Zavallılar bilmiyorlar ki, hayallerini kandil bilecek yavrular yetiştiriyoruz!..
    
Ondan sonra kimse şehit anasının ayağına eğilip göz yaşı dökmedi. Hiç bir başbakan "askerimin eli üşürse ben evde çayımı rahat yudumlayamam" demedi. Kimse onun kadar millet derdi çekmedi. 

Ünvanına yağdırılan tembihlere, eleştirilere bakıp kimse, "demokratik sistem kuruldu, insanlar fikrini özgürce ifade edebiliyor" deyip sevinmedi. Kimse "düşman ordusunun bir askerini bile incitmeden vatanına gönderdik" deyip gururlanmadı. Kimse kısacık zamanda vatan için onun kadar eşsiz görevler sergilemedi. Zayıf dediler, haklıydılar. Güçlü hainliği başaramadı. Öz maaşı ile aldığı sigarasını içti, milletin servetini talan etmek elinden gelmedi. Şerefi makamdan üstün tuttuğu için başaramadı. Kimse ona öldü diyemez. Kimse o öldü diye üzülemez. Ölüm sıradan insanlar içindir. Bedenini vatan toprağı sarsa da ruhu Savalan'da üşüyen Beyim, sızını iliklerimde hissediyorum. 

"Sen Türk'sün, sen Tatar'sın" diye coplarla linç edildiğiniz caddeler, sokaklar yine bütünlük haykırışları ile denizleşecek. Gönüllere bıraktığın tohumlar Bütün Azerbaycan'ı gülüstana çevirecek. 

Bugün ölüm günün değil, ebedî istirahat günündür. Yattığın yer toprak değil, yüreklerimizdir; ne mutlu sana. Ne mutlusun ki, anan seni "layla Atatürk'üm" diyerek uğurladı. Ne mutlu, Türk milleti için armağan olacak ömürle ödüllendirildin. Ölümsüzlüğü tattın sen, sana ne yapsın ölüm?!.

Türk'ün ömrü bir gün değil,
Doğdu, battı Elçibey!
Ölüm onu öldüremez;
Bir yiğitti Elçibey!


Yazarlar
Haberler