MÜLTECİ SORUNU

MÜLTECİ SORUNU
12:45 29.07.2021 | 1988 kere okundu | Yazarlar

Hasan Barın


Yazıma başlamadan önce, öncelikle şunu söyleme gereği duyuyorum:
Benim; vatanıma, devletime, milletime, bayrağıma, milletime, askerime, polisime yan gözle bakanlar; kötülük düşünenler haricindeki hiç bir kimseyle hiç bir sorunum yok!
Bir çok insanın dilinde aynı tartışma konusu var.
Mülteci sorunu!
Televizyondaki tartışma programlarındaki ünlü bilim insanlarını da siyasetçileri de defalarca dinledim. Bu sorunu ilk defa sonraları da sert dille getiren Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın katıldığı programı canlı yayınına yetişemedim, banttan gecenin üçüne kadar dinledim.
Sayın akademisyenlerin her konudaki kaygılarını ifade eden görüşlerine aynen katılıyorum; ama yazımda olayı,siyaset ötesi, farklı bir bakış açısıyla ele almaya çalışacağım
İki konu var ki; biri hiç, diğeri de yeterince görülmüyor!
Dört sene  önce mezun olduğum liseye, Suriye'li öğrencilerin uyumu ile ilgili seminere  çağrıldım. Semineri veren hoca çok donanımlıydı. Dersin birinde Suriyelilerin savaş bitiminde, bazı şartların oluşmasıyla ülkelerine döneceğinden bahsedince söz aldım.
Savaş bitse, şehirler iç savaş öncesinde olduğu gibi düzenlense, binalar yapılsa da  sadece yüzde on-yirmisi haricindekiler dönmeyecek diyerek, sebeplerini uzun uzadıya anlatıp örneklendirdim. Mantıklı karşı görüş geliştiremese de aynısını savunması üzerine beş sene sonra bunu tekrar görüşelim sizle diyerek, hafiften restleşerek, beş sene sonrasına saatlerimizi ayarlayıp konuyu kapattık.
Henüz dört sene geçti!
Saatim beş sene sonrasına ismini hatırlamadığım hocayla randevu zamanına ayarlanmış olsa da; fikir olarak dört sene öncesinde durduğum yerdeyim!
Neden mi?
İnsanoğlu hep iyiyi ister ve bilimsel bir olgudur: İhtiyaçlar da sınırsızdır.
İlk önce şu saptamayı yapalım: Türkiye, Suriye'deki iç savaş önceside de gelişmişlik düzeyi ve olanaklar açısından onlarca yıl öndeydi; Avrupa'da Türkiye'den onlarca yıl öndeydi.  
Suriyeli insanlar ülkelerinden iç savaştan kaçtılar.
Nereye geldiler?
Kabul edildikleri can güvenliği olan Türkiye gibi ülkelere. Geneli olarak ilk amaç genel olarak güvenlikti. İlk etapta eğer Avrupa'nın gelişmiş ülkeleri kabul etseydi hemen hemen hepsi o ülkelere giderdi.
Uzatmadan, kısacası;
Yaşanılan olguyu Türkiye'deki mülteciler özeline indirgersek; Türkiye kabul ettiği için geldiler ve Avrupa kabul etmediği için Türkiye'de kalmak zorunda kalıyorlar.
Bu değişmediği müddetçe de böyle kalacak.
Niye mi?
Savaşta bitse, Suriye'ye ev de yapsanız yol da yapsanız zaten savaş öncesi her açıdan Türkiye'den çok geri olan bir ülkeye; Türkiye'yi geçiş ülkesi olarak kullanıp Türkiye'den daha gelişmiş bir ülkeye gitme şansı varken niye dönsünler?
Siz daha iyi bir mahallede oturma şansınız varsa daha kötü bir mahalleye taşınır mısınız?
Peki, daha iyi mahalleye taşınamıyorum diye daha kötü bir mahalleye taşınır mısınız?
Bu konuyu; psikolojik, sosyolojik, ekonomik, her tür bilimden vereceğim örneklerle, yazıyı örneğe boğarak açıklarım ama uzatmayacağım!
Bu birincisi;
Biraz da iğneyi biz mülteci olmayanlara, yani bizlere batıralım dimi!
İkincisi ise, Dünya'nın neresinde olursa olsun zor durumda olan insanlardan faydalanan rant sahipleri vardır. Bu durumdan rant sahipleri de memnundur; Kaf Dağı'nda saklanan gelecek umudunu somun ekmek yapıp, kanseri görüp vereme razı olanlarda.
İktisatta üç ana faktörden kısarsan kar marjın artar, parana para katarsın, bunlar; sermaye, hammade, işgücü.
Hammadeden kısamassın, üretimin ona bağlı üretim yapacaksın, aynı sebepten sermayeden de kısamassın, kala kala işçilik kalıyor.
Bak bundan kısarsın işte! Kısıyorlar da!
Ahırdaki eşeğin bile, çalışma zamanı, dinlenme zamanı belliyken; her gün çalıştırılmaz arada dinlendirilirken;
İnsandan doğan insan;  bir insanı, askeri ücretin yarısı fiyatla, günde on iki saat, haftanın yedi günü çalıştırır mı ya!
Rant uğruna bunu yapan; buna maruz kalan insanın da insanlığı kalır mı, kalırsa ne kadar kalır?
Bu olgular Dünya'da olduğu gibi ülkemizde de olduğu müddetçe mülteciler, mülteci olarak gidemediği ülkede olmasada, gönüllü kaldığı veya kalmak zorunda kaldığı ülkeden git    mez    ler!
Foça Karakol Komutanlığı'na misafirim, karakol komutanı ile kamelyanın altında muhabbet ediyoruz. O esneda komutana Somalili göçmenleri bir kuytuda yakalandığı haberi geldi. Biraz sonra da yakalananları karakola getirdiler. Komutan ifadelerini almak için müsade alıp yanımdan ayrıldı. Biraz sonra geldiğinde adet olduğu üzere ne oldu diye sordum.
Komutanın cevabındaki bir cümleyi hiç unutmam: "Geri gönderin, kimin kimle savaştığı belli olmayan bir ülkede kalmaktansa tekrar gelirim"
Kendine göre haklıydı da; umutsuz yaşamaktansa, kaçak olsada, kuytu bir köşede aç susuzda olsa umutla yaşamak daha iyiyidi.
Bazı dostların, ee peki ne yapacağız diye sorduğunu duyar gibiyim.
Yapılacak basit aslında:  insanların istediği yere gitmelerine müsade ederek, herkes için kanayan yara olan bu sorunu bir kaç ülkeye yığmaktan vazgeçip ülkeler hep birlikte yüklenecekler.
Yoksa;
Bu olgular olduğu müddetçe mangalda kül bırakmayarak çok bilmiş, çok bilmiş tartışır, tartışır; benim yaptığım gibi restleşir, her beş yılda bir saatimizi beş yıl sonrasına kurarız.
Sağlık, huzur, saygıyla kalın!
 


Yazarlar
Haberler