Zihniyetimizi sorgulayalım

Zihniyetimizi sorgulayalım
18:15 17.07.2021 | 261 kere okundu | Yazarlar

Vüsale Ali

 

 

Uzun süredir bir soru aklıma takılmış, çözümünü düşünüyorum: İslam dininin bayraktarı, beş vakit ezan okunan, hatiplik yarışmaları düzenlenen ülkemizde nasıl olur da tecavüz, vahşet, iğrenç vakalar yaygınlaşa biliyor?  

Kesinlikle, hatiplik yarışması düzenleyip, hiçbir kez dahi ana dilinde Kuran’ı okuyarak tefekkür etme, tefsir ederek gerçek manasına ulaşma yarışmaları düzenlemeyen Diyaneti bu soru ve İslam dinimizi ne kadar emir olunduğu şekli ile temsil ettikleri hakkında düşünmeleri konusunda vicdanları ile baş başa bırakıyorum. 

 Ben Sovyet döneminin son yıllarını yaşamış kuşaktan birey olarak  ister istemez Sovyet Dönemindeki yaşam tarzını, prensiplerini, önceliklerini, o devrin sistem yönetimini ve günümüz özgür dini yaşam kalitesi ile çağımızın  yaşantısını kıyaslamakla bir analiz yaptım. 

Bütün mesele bence, sistemdeki omurga sütunundadır. 

Çok tuhaf  bir kalıpla İslam dinimizi temsil eden vaizlerin, alim ve din adamlarının çok büyük çoğunluğunun dinimizi sadece kadın- erkek ilişkisi, kadınların sorumlulukları üzerine tebliğ edici konuşmaları, sürekli İslam dinini sadece bu açıdan çok anormalce kullanmaları eminim yanlış tutumdur. Ateizim ve Komünizm ilkeli Sovyetler Birliğinin sistem omurgasının temeli- Emek, çok çalışmak, dünyada söz sahibi olmak için azami çalışmak, ilimsel- bilimsel çalışmalar, ekonomik güçlenmeye dayalı idi.  

 Bir akşam arkadaşlarım bana: Sovyetler Birliği zamanında nasıl bir hayatınız vardı- diye sordular.

- Sovyetler Birliğinin ana ideolojisi beş yıllık planlar çerçevesinde azami çalışma kapasitesi ile ekonomik güçlenmeye odaklı yaşam profilli idi.  Nitekim Sovyetler Birliği döneminin kooperatif evleri, toplu konut mimarisi çok dar, odalar küçük, mutfak iki kişiye dar inşa edilmiş olup,  şu fikri aşılıyor: sabahtan akşama çalıştıktan sonra evde parti yapacak halin yok, yıkıl yat, sabah iş var

Psikolojik algı ve tebligat yolu ile  bütün düşüncelerimizi, bütün gelecek planlarımızı bu doğrultuda geliştiriyorduk. Okullarda çalışmanın, kolektif birliğin, emeğe programlanmanın her türlü siyaseti ve tebligatı yapılıyordu.  İnanır mısınız, bütün kızlar, kadınlar diz üstü mini etek, elbise giyindiği halde tek bir tecavüz vakası yoktu.  Çünkü,  Sovyet ideolojisi zihniyet açısından topluma tek bir fikir enjekte ediyordu:  en birinci önceliğimiz çalışmak, emek, kolektif bilinç olmalı. Okullarda yapılan imecelere, fidan dikme törenlerine bütün sınıflar katılıyordu.  

 Emek psikolojisi öyle keskin rota ile programlanmıştı ki, her yıl ziraat konumlu İllerde kolektif tesislerde ülkeler arası pamuk toplama, başak biçme yarışmaları, festivaller düzenleniyordu. Hangi pamuk ustası elle ne kadar çok pamuk toplasa ona madalyon vererek onurlandırıyorlardı.  Hiçbir maddi değeri olmayan, halk arasında “tahta madalya” adı ile anılan bu ödüller emek önderi adını almış pamuk ustasının kolektif içerisinde  çok çalışan ,seçilen birisi olarak göğsünü kabartarak toplum içerisinde başı dik gezmesi için büyük bir zaferdi.  Çünkü, Sovyet ideolojisi bu temel üzerine kurulmuştu: Emek!

Arkadaşlarım hemen söze girdiler:

- Bizde de festivaller yapılıyor: Pastırma güzeli, domates güzeli gibi.

Derhal karşılık verdim:

- İşte sorun da şu ki, atesit sistem olan Sovyetler

1970-80 li yıllar Sovyet döneminin en parlak yılları iken Türkiye’de sinema sektörü, Yeşilçam’da çekilen filmlerin büyük çoğunluğu aşk ve komedi odaklı idi. Tam da aynı dönemde Azerbaycan’da, Sovyetler ülkelerinde çekilen filmlerin büyük çoğunluğu ya 2. Dünya savaşı hakkında idi, ya da kolektif çalışmanın, toplumsal birliğin olumlu sonuçları hakkında  idi. Yorum sizin…

Kadın eksenli, nefse, cinselliğe, bu yöndeki yasakların kadınlara yüklenmesi prensiplerini kökünden iptal ederek İslamı topluma emek, çalışma, helal ve adil  kazanç temelli tebliğ etmekle ruhsal sağlıklı toplum kalitesine yükseleceğiz. 

Ahlak, haya kavramlarını tek kadına yüklemeyi bıraktığımızda muhteşem sonuçlara ulaşacağız.

 

 


Yazarlar
Haberler