İNSAN PLAN YAPARKEN NASİP GÜLERMİŞ!

İNSAN PLAN YAPARKEN NASİP GÜLERMİŞ!
19:51 12.04.2021 | 2319 kere okundu | Yazarlar

HASAN BARIN


Kralın biri, nerden görmüşse görmüş, marangozun güzel karısına aşık olmuş, aklından hiç çıkartamaz olmuş. Devlet işerini de bir kenara bırakıp, nasıl bunu eşlerimden biri yaparım diye planlar yapmakla saatlerini geçirir olmuş. Koskoca kral, marangoza boşa karını ben alıcam dese olmaz; kadına dese o da olmaz. Marangozun ortadan kalkması lazım ama nasıl!
Durumu danışmanına anlatmış. Danışmanı: “Efendim bundan kolay ne var, marangozu çağırıp; en zor işlenen en zor malzemenin en iyisinden kırk günde yapılamayacak kırk tabutu bir gün sürede isteyeceksiniz. Yapamazsan kellen gider diye de ekleyeceksiniz. Tabi ki yapamayacak. Adamı ölecek eşi size kalacak” diyerek kralın hoşuna giden güzel bir akıl vermiş.
Kaza süsü verilmiş cinayet gibi mükemmel bir plan.
Savunmada hazır; ses edene de kralın emrini yerine getirseydi, yoksa sende mi kralın sözüne karşı geliyorsun denerek sesi kısılıverecek.
Plan üzerine marangoz çağrılır, yapılması istenen sipariş anlatılır. Marangoz, salya sümük ağlaya ağlaya kırk günde bile yetişmez diyerek defalarca mümkün olmadığını yalvar yakar anlatsa da dinleyen olmaz.
Evine gider, durumu karısını anlatır, sinsi plandan haberdar olmayan ikisi sarılıp ağlaşırlar. Ağlamak çare olmadığından en azından uğraşmayı düşünen marangoz, umutsuzca marangoz atölyesine gider. 
Belki krallara layık bir tabut yapar, kral görür, çok beğenir, belki imana gelir beni affeder umuduyla, sabahlara kadar uğraşarak bir tane tabut yapar. Tabut gerçekten çok güzel olmuştur. 
Tam krallara layık!
Marangoz, tam ikinci tabuta başlayacakken Sabahın ilk ışıklarında askerleri kapıda gören marangoz, panik içinde, az duyulan acındıracak ses tonuyla: “Kırk tane yapamadım, ancak bir tane yapabildim, ama çok güzel oldu der.
Bunu duyan askerlerin en rütbelisi: “”Bırak kırk tabutu da, kral sabaha karşı öldü, bize bir tabut lazım, şu yaptığın tabuta bakalım, krala layıksa parasını verip alalım gidelim” diyerek tabutun olduğu yere doğru yönelir.

Bu anlattığım çok eski bir hikaye.

Bakın bu da, bir dostumdan duyduğum daha yeni bir hikaye:

Hikaye, aralarında evlat anne ilişkisi olan çok zengin doksanlı yaşlarda yaşlı bir kadın ile onun gel git işlerine yardımcı olan orta yaşlı bir devlet memuru arasında geçiyor.
Yaşlı kadın, bir gün devlet memuruna:
“Oğlum seni öz oğlum gibi seviyorum, çok kahrımı çektin, yaşım doksanı geçti, kısa sürede ölürüm, ben ölünce hiç arayıp sormayan akrabalarım mallarımın üstüne üşüşecek, eşine söyle boşan beni nikahına al ki ben ölünce mallarım sana kalsın” der. 
Adam eşine söyler, eşi işin ucunda bedavadan mal mülk var, tabiki tamam der. Adam eşini boşar, yaşlı kadınla resmi nikah kıyar.
Hikayenin sonu nasıl mı bitiyor?
Adam, yaşlı kadına nikah kıydıktan kısa süre sonra kalp krizi geçirmiş, tazminatı yaşlı kadına verildiği gibi; emekli maaşı da yaşlı kadına bağlanmış.
Anlayacağınız her şey Türk filmlerindeki gibi mutlu sonla bitmiyor.

Ölüm bile nasip;
Adamın biri kendini öldürmeyi kafaya koymuş. Ama acı çekmekten çok korkuyormuş. Uzun uğraşları sonucu, alt kısmı uçurum, uçurumun altı deniz olan ta tepede bir ağaç bulmuş. Ağaca ipi bağlamış, altına tabureyi koyup üstüne çıkmış; eline de iyisinden bir tabanca almış.
Hesap şu: Tabureye tekmeyi basar basmaz kendine ateş edecek, o esnada da tabureden kurtulacak silahtan ölmezse asılarak ölecek. İntiharda bir hata payı da olursa aşağısı uçurum, taşlara çarparak ölecek.
Kısacası, ondan olmazsa diğerinden ölecek, illaki ya ölecek, ya da ölecek
Fazla acı çekmeden, ısrarlı bir intihar için kusursuz bir plan!
Ama, aması var!

Adam taburedeyken, dengesini kaybeder, elindeki silah ateş alır, silahtan çıkan mermi ipin bağlı olduğu ağacın dalını vurur, daldan kurtulan adam uçurumdan düşer. En az acılı ölüm için her ayrıntıyı hesap eden adam; ilkokuldaki açı konusunu iyi dinlemediğinden olsa gerek, uçurumla bulunduğu yer arasındaki açıyı hesaplayamamıştır. Adam hiçbir yere çarpmadan cumburlop denize düşer. Oradan geçen bir balıkçı soğuktan kendinden geçmiş olan adamı denizden tutar çıkarır.
Adam soğuğun verdiği etkiyle hipotermi olur, organları iflas eder, günlerce dayanılmaz acı çeker, en sonunda amacına ulaşır, ölür.

Bir de karizma katmak için yapılan davranış, hafif kibir kokan olay sonucu gerçekleşen bir ölüm var:
William H. Harrison 9. ABD Başkanı seçilir. Üzerine daha kalın bir şeyler alması, konuşmasını kısa kesmesi, yağmurdan etkilenmemesi konusunda uyarılsa da;  çok soğuk ve yağmurlu havada başkanlığının geçeceği yıllarda neler yapacağını içeren çok uzun bir konuşma yapar. 
Sonuç olarak zatürre olur, otuz bir gün sonra ölerek; en az görev yapan ABD Başkanı olarak tarihe geçer.
İnsanlar olabilecek olumsuzlukları da hesap etmek zorunda. 
Bazı akıllı insanlar bunu hesap eder. 

Bu yazacağım hikaye diğerlerine göre daha masumane,

Albert Einstein’e güzel ama akıl noksanı bir kadın: Gel senle evlenelim çocuğumuz senin zekanı, benim de güzelliğimi alır; akıllı ve güzel bir çocuğumuz olur” der. 
Einstein’in cevabı kısa ve net olur: “Ya tam tersi olursa!”

İnsanoğlu matematiksel hesaplar yapar, ama bir matematik var ki matematik ötesi!
İnsanoğlu hesap yapar; nasip, bu hesapları duyunca gülermiş.
Çok yakınınızda da buna benzer olaylar duymuşsunuzdur.

Daha fazla hikayeye boğmadan olayların sonuçları genellemek gerekirse;
Tabi ki hayatımızda planlar yapacağız. 
Benim sözüm kendi nefsi, egosu, maddi menfaatleri gereği, ince ince hesaplar yapanlara! 
Matematiğin, determinizmin dışında, hiçbir matematiksel kuramına uymayan ve determinizm mantığına uymayan farklı sonuçları yaratan bir Yaratan vardır.

Biz, Yaratan’ın sadece bize layık gördüğü kısmına ise nasip diyoruz.

Ramazan ayına girerken böyle bir yazı yazmak istedim.

Ramazan ayınız mübarek olsun!

Gerisi,  Ya Nasip!

Sağlık, huzurla kalın!


Yazarlar
Haberler