TÜRK DÜNYASININ KARŞISINDA YARGIMIZIN İMTİHANI

TÜRK DÜNYASININ KARŞISINDA YARGIMIZIN İMTİHANI
22:35 04.03.2021 | 3112 kere okundu | Yazarlar

Hikmet Elp


  “ Geç gelen adalet adalet değildir!”
   Değerli dostlar, adalet her birimiz için gereklidir, devletler içinse olmazsa olmazdır. Özellikle bu günlerde adeta Türkiye Cumhuriyeti yargı sistemi bir imtihanın eşiğindedir. Bu Türkiye Cumhuriyeti, 1923 yılında ilan edildiği zaman, tüm Türk Dünyası esaret altında kalmış, bir tek Türkiye Cumhuriyeti bağımsızlığını şehitlerimizin kanı ve canıyla, gazilerimizin kanıyla kazanmış, ne mutlu ki Türk kimliği üzerinden de bağımsızlığını ilan etmiştir. Doğusundan-batısına, Türk Dünyasının tek güman yeri olarak, hatta millî kimliğimizin “Kıblegâhı” olarak varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Yaklaşık 35/8 i  bir asra yakın  esaret altında yaşamış, nihayetinde 20. Asrın sonlarında 6 kardeş cumhuriyetimiz bağımsızlığını kazanmış; tam bağımsızlık, demokrasi ve kalkınma yolunda kurtuluş mücadelesi vermektedirler. Söz konusu kardeş cumhuriyetlerimizde yaşamakta olan halkımız için umut yeri olmaya devam eden Türkiye Cumhuriyetimiz, çok şükür ki bugün de aynı misyonu devam ettirmektedir. Ülkemiz dışında yaşamakta olan Türk Soylu kardeşlerimiz, her türlü sevincini-tasasını, iyi-kötü gününü bizlerle paylaşmak arzusuyla, sermayelerine güvenli liman olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni görüp, ülkemize yöneltmektedir. Sözünü ettiğimiz sermayeleri onlar buraya yöneltirken bilinmelidir ki geldikleri ülkelerin şimşeklerini de üstlerine çekmektedirler. 
   Dostlarım, ne yazık ki son kırk yıl içinde canımı acıtan, inanıyorum ki benim gibi milli bilinç sahibi insanlarımızın da canını acıtan birkaç olay vardır. Yanlış hatırlamıyorsam, otuz yıl önce Asil Nadir olayı vardı: Tek başına Kuzey Kıbrıs’ı sırtlamış, Başta Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi olmak kaydı ile batılı güçlerin Kıbrıs Türklüğünü boğmasına geçit vermemekteydi. Parmak ısırtan, ticari faaliyetleriyle  Kıbrıslı İşadamı İngiltere merkezli bir komploya kurban gitmiş, Türkiye’de söz konusu oyunun bir parçası olmuş, ülkemizdeki yatırımları haraç-mezat satılmış ve Asil Nadir yok edilmiştir. Yine Azerbaycanlı İşadamı Telman İsmailov, Moskova’nın zengin işadamlarından birisiyken, Türkiye’ye yapmış olduğu yatırımlar (Antalya Madran Hotel) sonucu Putin’in hışmına uğramış, Moskova’daki ithalat pazarlarını elinden almış, biz de buraya yapmış olduğu yatırımına, bankalar aracılığı ile borcuna karşılık el koymuşuz, Telman İsmailov’u piyasadan silmişiz.
     Bunların son halkası Yarın, Çağlayan Adliyesinde mahkemesi görülecek olan, Mübariz Mensimov davasıdır. Mübariz Mensimov, “Palmali Şirketler Grubu” ile son yirmi yılda Türkiye Denizcilik ve Nakliyatına damga vurmuş, Dünyanın ilk beş firmalarından birisi olmuş, ülkemizde milyar dolarlık yatırımları ile binlerce insanımıza iş ve aş sağlamıştır. Global Sistemde ülkemiz adına gurur duyulacak işlere imza atmıştır. Tüm bunlar yaşanırken, bir anda ne idiğü belirsiz arsız saldırılara maruz kalmış,  yaklaşık bir yılı tutuklu, 1,5 yıldır mahkemelerle boğuşmaktadır. Türk yargısı er-geç adaletiyle tecelli edecektir  Böylesine kaygan bir zeminde, büyük sermaye sahibinin bir yıl tutuklu kalması, işlerine hakimiyetini kaybetmesi ve müflis duruma düşürülmesi ile eş değerdir. Bu saatten sonra, adalet tecelli etse ne olacak? “Ben öldükten sonra, adalet yerini bulsa, beni geri getirecek mi?” Dahası yukarıda saydığım işadamlarından sonra, Türk Dünyasının gözbebeği diyebileceğimiz ülkemize, millî duygularla gelmek isteyen sermayeyi hangi güvence ile buraya çekebiliriz? Tüm bunları Türkiye Cumhuriyeti bilerek yapmıştır demek doğru değildir, asıl olması gereken Millî politikalarımızı sermaye boyutunda da değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. İlk cümlemiz, son cümlemizdir: “Geç gelen adalet, adalet değildir! Saygılarımla
                                                                                                                      


Yazarlar
Haberler