KARANLIĞIN ARDINDAKİ AYDINLIĞA YÖNELEN KARARLI YÜRÜYÜŞ…

KARANLIĞIN ARDINDAKİ AYDINLIĞA YÖNELEN KARARLI YÜRÜYÜŞ…
13:15 28.01.2021 | 2458 kere okundu | Yazarlar

SEDAT ÇETİNKAYA

 

 

Dünya üzerinde, önümüzdeki yüzyılı şekillendirecek bir düzenin altyapısının kurulması noktasında, büyük bir mücadelenin ve gerilimin yaşanmaya başladığı günlerden geçmekteyiz. Dünyamız ve insanlık üzerinde, küresel yaklaşımlarla mutlak bir hakimiyet tesis etmek isteyen güçlerin bu amaca matuf faaliyetleri iyice açığa çıktığı gibi bu güçlerin faaliyetlerini bloke etmeyi amaçlayan BİR UYANIŞ VE MİLLİYETÇİ YAKLAŞIMLAR da yükselmeye başlamış bulunmaktadır. Türkiye ise son dönemde ortaya koymuş olduğu siyasi- askeri ve ekonomik perspektif ile bu mücadelenin adeta MERKEZİNİ oluşturmuş bulunmaktadır. Küresel güç dengelerini ilgilendiren ve içinde Türkiye’nin bulunmadığı hemen hemen hiçbir mesele yok gibidir. Ayrıca Sayın Erdoğan yönetimindeki Türkiye, hiçbir devletin ya da ittifakın kolayca bertaraf edebileceği, kontrol altına alabileceği ya da gözardı edebileceği bir ülke konumunda da değildir. Küreselciler ; önemli miktarda paraya, büyük şirketlere, medya gücüne ve yönetimler üzerinde etkiye sahip olsalar da milliyetçilik akımıyla desteklenmiş merkezi devletlerin gücüne sahip değillerdir ve YÜZYILLIK KAZANIMLARI HER ZAMAN YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDADIR. Her daim kontrol altında tutabilecekleri ve kendilerini koruyacak devletlere ihtiyaçları bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise tarihi kapasitesi, gücü ve vizyonu ve Türk Milleti’nin genetik kabiliyeti ile bu yok oluşu sağlayabilecek güç olarak hızla yükselmekte ve büyük bir tehlike arzetmektedir. Bu nedenle ve küreselcilerin bakış açısı çerçevesinde Türkiye ; YA KONTROL ALTINA ALINMASI YA ANLAŞILMASI YA DA BLOKE EDİLMESİ gereken bir ülke konumunda bulunmaktadır. Küreselcilerin, J.Biden yönetimi ile birlikte hangi politikayı seçeceklerini ya da Türkiye’nin bu hususta nasıl bir yönlendirme yapacağını hep birlikte göreceğiz… Dünya yönetiminde söz sahibi olma potansiyeline sahip güç merkezi konumundaki devletler de henüz saflarını çok net biçimde ortaya koymadıkları gibi siyasi stratejileri, SAF DEĞİŞTİRME POTANSİYELİNİ de bünyesinde barındırmaktadır. Bu durum ise bağımsız politika takip etme yeterliliğinden uzak olan baskı altındaki ülkelerle, tali nitelikli devletlerin kararsız kalmasına, DEĞİŞKEN VE İKİRCİKLİ POLİTİKALAR geliştirmelerine neden olmaktadır. Ancak önümüzdeki süreçte tarafları saf belirlemeye itecek politikaların güç kazanacağını, SİLAHLANMA YARIŞININ TEKRAR BAŞLAYACAĞINI , küresel bir savaşa hazırlık politikalarının dünya sathında etkinlik kazanacağını da şimdiden görmek gerekmektedir. Kanaatimce, ciddi bir gerilim süreci ve çatışma riski taşıyan bölgelerde riskin gerçekleşmesini sağlayacak kırılmalar yaşanmadan ve de ticari- siyasi ve askeri bloklar oluşmadan, küresel çapta etkili olacak değişimlerin şekillenmesi mümkün olmayacaktır. Bu arada Türkiye, artık herkes tarafından fark edilmiş olsa da kendisini küresel bir güç haline getirecek olan bir stratejiyi etkili adımlarla ve dirayetle yürütmeyi sürdürmekte ve KENDİSİNE ENGEL OLUNABİLECEK GÜÇTE BİR ETKİ ORTAYA KONULAMAYACAĞI için cılız seslere ve ambargo tehditlerine de aldırış etmemektedir. Bu bağlamda İran- İngiltere – İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin baskısı altında varlığını sürdüren ve BAĞIMSIZ BİR POLİTİKA ÜRETMEKTEN UZAK OLAN IRAK’ın, Türkiye ile ortak ya da yakın bir çizgide politika üretmeye çalışmasını önemine binaen değerlendirme gereği bulunmaktadır. Herşeyden önce belirtmek isterim ki ABD işgali altındaki Irak’ın, bağımsız bir politika yürüttüğünü söyleyebilmek AKLEN MÜMKÜN DEĞİLDİR. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin de ABD ve özellikle İsrail etkisinden kurtularak, Türkiye ile gerçek anlamda müttefiklik ilişkisi içine girdiğini iddia etmek de ALDATICI OLACAKTIR. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi sadece ama sadece bir DENGE POLİTİKASI yürütmekte ve gerekli şartlar oluşuncaya kadar varlığını devam ettirme güdüsüyle hareket etmektedir. Aksi takdirde sonucun, Irak hükümetinden ziyade Türkiye tarafından ortadan kaldırılmasıyla neticeleneceğini gayet iyi bilmektedir. Kuzey Irak Bölgesi’nin önemli noktalarının, Türkiye tarafından oluşturulan üs bölgeleriyle kontrol altına alınmasından, gerek Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin gerekse Irak yönetiminin rahatsızlık duymadığını söyleyebilmek ise aklen ve siyaseten imkansızdır. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, ABD’nin bir taktik olarak sahaya sürdüğü Pkk’yı dışlama söylemine paralel şekilde Pkk’ya karşı tavır alır görünürken, yine ABD politikasına uygun olarak Pyd//Ypg//Sdg yapılanması ile işbirliğini geliştirme stratejisini de devam ettirmektedir. Irak hükümeti ile Irak Kürt Bölgesel yönetiminin ortak bir mücadele doktrini geliştirdiği izlenimini verecek şekilde Sincar üzerinden Pkk’ya yönelik olarak ortaya koymuş oldukları baskı ve bu çerçevede Peşmerge ile Pkk güçleri arasında çıkan çatışmalar da tam bir GÖZ BOYAMA FAALİYETİNDEN İBARETTİR. Irak hükümetinin ve arkasındaki güçlerin en önemli korkusu, Türkiye’nin MİSAK-I MİLLİ ( Milli Yemin ) çerçevesinde şekillenen yeni vizyonunun, MUSUL- KERKÜK- SÜLEYMANİYE HATTI için de uygulanmasıdır. Türkiye’nin, Suriye’nin Cezire kantonundan Sincar- Musul- Kerkük- Süleymaniye hattını kontrol altına alacak şekilde bir operasyona girişmesi durumunda, Türkiye’nin güney hattı boyunca oluşturulmaya çalışılan Pkk//Pyd//Ypg//Sdg devletçiğinin HAYALİ BİLE tarihin çöplüğünde kokuşarak yok olacaktır. Ancak İpek yolu projesi bağlamında, Türkiye ile ilerlemek isteyen İngiltere’nin, Irak yönetimi ile Türkiye’nin ilişkilerinin gelişmesini tesis noktasında ön açıcı bir yaklaşım içine girmiş olabileceği argümanını bu noktada göz ardı etmesem de İngiltere’nin, ABD- İsrail ve İran ortaklığında şekillendirilen Irak yönetimi üzerinde tek başına belirleyici olduğunu ve diğer cepheyle açığa çıkmayı mümkün kılan bir çıkar uyuşmazlığı içinde bulunduğu iddia edebilmek mümkün olmadığından, bu argümanın geçerli ve kabul edilebilir siyasi zemini bulunmadığı da ortaya çıkmaktadır. Öyleyse bayram değil, seyran değil bu Irak yönetimi neden Türkiye’ye yakın bir politika izlediği görüntüsü veriyor, bunlar ABD işgalinden kurtularak bağımsız politika uygulama gücüne mi eriştiler yoksa Irak’da yaşayan İran yanlısı Şiilerin varlığı ortadan mı kalktı ya da İran, Irak’ı her türlü ilişkisini yürütmekte serbest mi kıldı diye sorduğumuzda, sorunun cevabını ; Türkiye’yi kandırmak, oyalamak, kontrol altında tutmak, aksi bir harekette uluslararası baskılara açık hale getirmek ve hatta şimdilik derinliğini açıklamayacak olsam da tuzağa çekmek için şeklinde verebilmek mümkündür. Türkiye TUZAĞA DÜŞER Mİ ? diye soracak olursanız da kurdu tuzağa düşürdüğünü zannedenlerin, tuzağa düşenin kendileri olduğunu ancak kurdun dişleri arasında can verirken anlayabileceğini hatırlatarak sözlerime son vermek isterim. Unutulmamalıdır ki ; SUNGUR'UN UÇTUĞU YERDE YARASA, BOZKURTUN GEZDİĞİ DAĞLARDA DA ÇAKAL BARINAMAZ...

 


Yazarlar
Haberler