MİRAS- ARAZİ POLİTİKAMIZDA YANSIMASINI BULAMADI

MİRAS- ARAZİ POLİTİKAMIZDA YANSIMASINI BULAMADI
13:15 18.01.2021 | 4697 kere okundu | Yazarlar

Prof.Dr. Toğrul İsmayıl

(04-10 Ağustos 2002 yılında Cumhuriyet gazetesindeki köşe yazım)

Not: 12 Ocak 1920'de Azerbaycan Cumhuriyeti resmi olarak dünyanın önde gelen ülkeleri tarafından tanındı. Bu güne uygun ve hala da üzerinde durduğum düşüncelerimi affınıza sığınarak sizlerle paylaşmak istedim.

Karabağ bizim kaybettiğimiz toprakların ne ilkidir ne de sonu. Bugün Karabağ’ın statüsünün değiştirilmesi hakkındaki konuşmaları duyacak ve eğer buna sakince tepki verecek seviyedeysek, daha fazla kayıp olmayacağını garanti etmek zordur.

Burada dikkatinizi bir noktaya çekmek istiyorum: 1991 yılında Devlet bağımsızlığına ilişkin Anayasa Kanunu’ nu kabul ettik ve o dönemki Azerbaycan Komünistlerinin direnişine rağmen 1918 yılında ilan edilmiş Azerbaycan Cumhuriyeti’nin mirasını tasdikledik. Böylece kendimizi bir varis gibi görerek devlet niteliklerini de benimsedik. Yani;

1-Himni- Cumhuriyetin ilanıyla birlikte kabul edilen milli marşı kabul ettik.

2-Arma- Restorasyon edildi.

3-Bayrak- Üç renkli bayrak bir daha dalgalandı.

4-Dil- Devlet dili olarak Türk dilini kabul ettik.

Hatta Haydar Aliyev’in iktidarı döneminde bile bu alanda bazı çalışmalar yapıldı: Milli Ordu’nun ve Milli Güvenlik Bakanlığı’nın kuruluş günleri restore edildi, 80. Kuruluş yıl dönümü devlet düzeyinde kutlandı. Bu faaliyetlerle varis gibi davranarak seleflerimizin devamcısı olduğumuzu kanıtlamak istedik.

Ama en önemli ve ilk koşul anlaşılan unutulmuş gibi görünüyor. İlginçtir ki ne 1991 yılında Ayaz Muttalibov ne 1992-93 yıllarında milli hükümet ne de son 9 yılda Haydar Aliyev iktidarı bu meseleyi gündeme getirmedi. Burada ki meseleden kastım bölgesel mirastır.

Azerbaycan Cumhuriyeti 12 Ocak 1920 yılında Versay Barış Konferansı’nda Milletler Cemiyeti tarafından arazisi 114 bin km2 olan bağımsız bir devlet olarak tanındı. Bu durumun gerçekleşmesinden sonra dönemin en güçlü devletlerinden olan Büyük Britanya ve ABD Azerbaycan’ı bu şartlarla bağımsız bir devlet gibi tanıdılar.

Değinmek istediğim nokta şudur ki; Azerbaycan 1991 yılından itibaren dış politikasında Halk Cumhuriyeti’nin halefi olarak hareket etmelidir. Bu politikanın ayrılmaz parçası da Azerbaycan’ın 1920 yılında tanındığı gibi günümüzde de aynı şekilde dünya devletlerince kabul edilmesini sağlamaktır.

Ancak aradan 10 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen bu alanda hükümetin herhangi bir diplomatik girişimlerine şahit olmadık. Azerbaycan hükümeti 1920’deki şartları unutmamalıdır ve 86.6 bin km2 hak iddia edip bununda yüzde 20’sini kaybetmeyi kabul etmemeli, 1920’deki şartlara odaklanarak 114 bin km2’nin tamamında hak iddia etmelidir. Bu durumda Nahçıvan’ı ana topraklarla birleştirmek için herhangi bir toprak mübadelesi yapmaya veya Karabağ’dan vazgeçmeye gerek kalmayacaktır. Hatta Kızıl Rusya’nın işgalinden sonra Azerbaycan’dan kopartılarak Ermenistan’a verilen topraklarımızın geri dönüşünü talep etme fırsatımız ortaya çıkacaktır.

İnanıyoruz ki bu politika uygulanmış olsaydı, Karabağ’a yönelik Ermeni propagandasını önlemeye ve uzun bir süre uluslararası toplumu bir şeye ikna etmeye gerek kalmayacaktı.

Elbette şimdi bu önerilerimiz kimileri için soyut görünebilir. Ancak inanın ki bunları yapmak için hala geç değil. Bunun için hükümetin ve ulusal güçlerin değişmesini beklemeye bile gerek yok. Mevcut hükümet bile dış politikasında yeteri kadar düzenlemeler yaparak bu sorunu gündeme getirebilir. Ama bir şartla: güçlü iç ve dış hazırlıklar yapıldıktan sonra. Bunu doğrulayan tüm belgeler bugün hala Azerbaycan’da, Fransa’da ve diğer ülkelerde yeteri kadar var.

Bunun içinde Azerbaycan geniş imkanlara sahiptir. Bence bütün muhalefet ve ulusal güçler, aynı zamanda da sivil toplum örgütleri bu konuya dahil edilmelidir.

Bu konu için özel bir uğraş vermeye de gerek yoktur. Buna sadece hükümetin küçük bir çabası bile yeterli olacaktır. Asıl önemli olan böyle bir amaç ileri sürmektir.

 


Yazarlar
Haberler