SANAYİ SAVAŞLARI - (VOL. 1 SAVUNMA SANAYİİ)

SANAYİ SAVAŞLARI - (VOL. 1 SAVUNMA SANAYİİ)
07:30 29.06.2020 | 4090 kere okundu | Yazarlar

SEVGİ CANDAN

Dünyamızın yaşadığı bu olumsuz günlerin ardından ekonomi nereye doğru gidiyor veya gidecek düşüncesi hepimizin zihinlerini kurcalamakta. Bu düzende, Türkiye ve Türki Devletlerin konumu ne olacak, nasıl bir pay ve görev alacakları ciddi merak konusu olmaktadır.

 

Yeni Dünya ve Yeni Sanayi yâda diğer bir isim ile Sanayi Savaşları;

            Bu savaşların gerçekleşmekte olduğu sektörler çok geniş olmasına rağmen ben belli başlı ana sektörlerden bahsedeceğim.

  1. Savunma Sanayi
  2. Gıda
  3. Otomotiv
  4. Kimya

 

Bugünkü yazımda sizlerle Savunma Sanayiini kaleme almayı uygun gördüm.

 

1. SAVUNMA SANAYİ

            Sosyal devletlerin en temel görevlerinden biri ulus bütünlüğünün korunması ve ülke güvenliğinin sağlanmasıdır. Dışarıdan gelebilecek tüm tehdit ve tehlikelere karşı devletler kendi savunma stratejilerini oluşturup bu doğrultuda savunma mekanizmalarını geliştirip üretirler.

Türkiye, 2000’ li yıllara kadar özellikle Savunma Sanayi alanında neredeyse her alanda dışa bağımlı bir ülke iken bugün kendi askeri silah ve teknolojilerinin ihracını yapabilecek duruma gelmiştir ve bu gelişimde ki istikrarını sürdürmeye çalışmaktadır.

Amerikalı tarihçi Bernard LEWİS bir yazısında; “Türklerin Avrupalılardan bir şeyler öğrenmeyi ilk defa 1683 II. Viyana kuşatmasındaki başarısızlıktan sonra düşündüklerini ve işe ordunun modernleştirilmesi ve savunma sanayiinin geliştirilmesi ile başlamayı kararlaştırdıklarını” söylemiştir.

            Ülkemizin savunma sanayiinin temeli Osmanlı İmparatorluğu'nun yükselme devrine kadar uzanır. Bu dönemin en önemli silahı olan top ve savaş gemileri tamamen yerli imkânlarla üretilebilmiştir. Bu dönemde, "Tophane-i Hümayun" İmparatorluk silah sanayiinin temelini oluşturmuş ve bir defada 1060 top döküm ve ayda 360 kg barut üretim kapasitesine sahiptir. Ayrıca, teknolojik olarak Avrupa ülkelerinin hemen hemen hepsinden daha ileri düzeyde savaş gemisini de üretebilmiştir. Türk savunma sanayii 18. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki teknolojik gelişmelerin dışında kalmaya başlamış ve I. Dünya Savaşı sırasında etkinliğini kaybetmiştir.

            Cumhuriyet döneminde savunma sanayin de kalkınma hareketinin ancak devlet eli ve yönlendirmesiyle geliştirilmesi öngörülmüştür. Ekonomik ve teknolojik tüm olumsuzluklara rağmen, ulusal savunma sanayiinin temelini oluşturacak bazı yatırımlar yapılmış, buna göre Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Bu dönemde özellikle silah-mühimmat ve havacılık sektörlerinde önemli girişimlerde bulunulmuştur.

1940 yılına gelindiğinde Nuri Demirağ uçak fabrikası tarafından NUD36 eğitim uçağı 24 adet imal edilmiş, 1944 yılında ise NUD-38 altı (6) kişilik yolcu uçağı üretilmiştir.

Ancak II. Dünya Savaşı ve sonrasında İngiltere’nin ve özellikle ABD’nin sağladığı hibe ve askeri yardımlar, NATO’ya girişiyle birlikte artış göstermiştir. Ancak bu askeri yardımlar çerçevesinde savunma sanayiinin gelişmesi tamamen durmuş ve ülke olarak tamamen dışa bağımlı kalınmıştır.

1950’li yıllara gelindiğinde Türkiye, 5591 sayılı yasa ile Kamu İktisadi Devlet Teşekkülü şeklinde kurulan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) Genel Müdürlüğü bünyesine alınmıştır. Askeri fabrikalar bu dönemde MKEK’nin bünyesine katılmıştır. Bu dönemde THK-5A hafif nakliye uçağı üretimi gerçekleştirerek, söz konusu uçağın ambulans versiyonunu Danimarka'ya ihrac eden Türk Hava Kurumu (THK) uçak fabrikası MKEK'ye devredilmiş, daha sonra bu fabrika 1968 yılında tekstil fabrikasına dönüştürülmüştür. ABD’nin Türkiye’ye sağladığı askeri yardımlar savunma sanayiinin gelişimini durdurduğu gibi Türk ekonomisini de olumsuz yönde etkilemiştir. Truman Doktrini kapsamında verilen silahların “amaçlarının dışında kullanılamayacağı” hükmü Kıbrıs Savaşı’nda karşımıza çıkarılan en büyük engel olmuştur. 1952 ve 1954 yılında hem Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde kurulan Ar-Ge Daire Başkanlığı’ndan istenilen verim alınamamış, öte taraftan NATO'nun verdiği silahlar savunma ürünlerinin gelişimini ve üretimini büyük ölçüde engellenmiştir.

            Yaşanılan bu durum artık Türkiye'de modern bir savunma sanayii altyapısının oluşturulmasına yönelik politikaların güçlü bir şekilde temellerinin atılmasına sebep olmuştur.

Her devletin yerli ve milli imkânlarla kara, deniz, hava alanlarında geliştirdiği silah, araç, gereçler o ülkenin politika ve stratejilerinin belirlenmesine büyük katkı sağlamaktadır. Sadece caydırıcılığı, dışa bağımlılıktan kurtulma ve ülke ekonomisine yapmış olduğu katkı o ülkenin her alanda gelişimine ve refahına katkı sağlamaktadır.

 

            Özellikle milliyetçilik ve emperyalizm çağında ortaya çıkan düşmanlıkların dünyayı savaşa adım adım yaklaştırdığı 19. yüzyıl sonundan itibaren, yurttaşların savaş faaliyetinin hizmetine koşulması sürecinde devlet, kendisine büyük bir etkinlik kazandıran mekanizmalar geliştirmiştir. Ekonomik kaynakların kontrolü ve işletilmesi kadar gerek eğitim gerek propaganda yoluyla yurttaşların da bir asker haline dönüştürülmesi bu etkinliğin başlıca kaynaklarıdır. Böylelikle tüm toplumun seferber edilebildiği, ülkenin tüm kaynaklarının savaş amacı çerçevesinde kullanıldığı ve dolayısıyla sonuçları bakımından da toplumun tümünü doğrudan etkileyen yeni bir savaşma biçimi ortaya çıkmıştır. “Topyekûn Savaş” olarak adlandırılan bu uygulamanın en saf hali I. ve özellikle de II. Dünya Savaşı sırasında görülmüştür.

 

            İnsanlık tarihi kadar eski sayılan savaşma pratiği, tarihçi Eric Hobsbawm’ın tabiriyle “Devrim Çağı” 'ndan itibaren birbiri ardına ortaya çıkan ekonomik, siyasal ve toplumsal gelişmelere bağlı olarak büyük bir dönüşüm geçirmiştir.

1789 Fransız Devrimi’nin güçlendirdiği ulus-devlet anlayışıyla şekillenen siyasi yapıya ek olarak 19. yüzyılda etkisini gösteren Sanayi Devrimi ile birlikte görülen ekonomik ve teknolojik atılım insanlık tarihi bakımından birer kilometre taşıdır. Sanayi Devrimi’nin getirdiği teknolojik imkânlar üretimi ve toplumu olduğu kadar devleti ve devletin denetim ve örgütleme gücünü de muazzam ölçüde artırmıştır.   

 

Savunma sanayide büyük harcamalar yapan devletler incelendiğinde;

  • Teknolojik altyapıyı geliştirme,
  • Sanayileşme düzeyini yükseltme,
  • İş gücü kalitesini arttırma,
  • Temel bilimlerde eğitim-öğretimi arttırma,
  • Uygulamalı eğitim ve uygulamalı bilimlerde daha çok araştırma ve geliştirme olanaklarını ilerletme,

gibi alanlarda büyük bir gayret içinde olduklarını görüyoruz.

 

Bu bağlamda özellikle son 15-20 yıldır Türkiye’ nin savunma sanayiinde gösterdiği başarılı çalışmalarının sonucu yeni dünya düzeninde sektörde aktif rol alacak olması diğer Türki Devletlerimiz içinde somut bir güvence anlamına gelmektedir. 

Pandemi öncesinde müşterek işbirliği çalışmaları amaçlı olarak Türki Devletlerimizle bir takım anlaşmalar imzalanmış ve çalışmalar başlatılmış olmasının bundan sonraki süreçte daha bir önem arz edeceği ve hız kazanacağı şüphesiz ki kaçınılmaz olacak ve bu Devletlerimizin ülke güvenliğinin korunmasında diğer devletlere nazaran daha hızlı yol alacağı ve önemli merhaleler kat edeceği kaçınılmazdır.

 

Sanayi Savaşları bize herkesin işini en iyi şekilde yapmasıyla nasıl muhteşem bir manzaranın ortaya çıkacağını gösteriyor. 

 

Ama sanayi dediğimiz yere biraz daha yakından baksak orada işleyen mekanizmanın, Türkiye’nin işleyişinde nasıl önemli bir yere sahip olduğunu görürüz.

Bunu tek gören ben değilim.

TRT’de yayınlanan Sanayi Savaşları belgeseli de aynı noktaya tutulmuş.

TRT Belgesel’ de yayınlanmaya başlayıp gördüğü ilgiden sonra TRT1’de de yayınlanmaya başlayan belgesel, Anahtarcılar ve Çarkçılar isimli iki grubun hurdalıktan topladıkları malzemelerle çalışan birer araç yapma serüvenlerine odaklanıyor.

İçlerinde yüksek okul mezunları da var hayat üniversitesi mezunları da.

 

Bu belgesel iki noktada ilgimi çekiyor.

İlki benzerlerini anlı şanlı uluslar arası kanallarda gördüğümüz bir yapımı Türkiye’de çekmeleri.

Menemen de yapıyorlar çay da demliyorlar.

Ortada yerli yapıma güvenen bir kanal yönetimi, yapımcısına güvenen sanayi çalışanları, tüm ekibe güvenen bir yapım şirketi var.

Eminim program yapmanın daha kolay yolları da vardır ama onlar zora talip olmuşlar.

Karşılığını da izleyicilerden fazlasıyla görüyorlar.

Demek ki en kısa yol her zaman iyi değilmiş, demek ki ortaya anlamlı şekilde konulan emekler izleyicilerden karşılık görüyormuş. 

İlgimi çeken diğer nokta ise;

Türkiye’nin içinden geçtiği zor zamanlarda bu ülkelerin bir araya gelirse neler yapabileceğini simgelemesi. Kurtuluş Savaşı’nı temsil ediyor adeta sanayi savaşları.

Yerli üretime ve milli duruşa selam gönderiyor.

 

 

Toparlamak gerekirse tüm bu bahsettiğim konuların özünde yatan Ana Fikir “Ülkelerimizin içinden geçmekte olduğu bu zor ve sıkıntı günlerde birlik ve beraberliğimizi pekiştirerek neler yapabileceğimizi tüm dünyaya gösterebilme imkân ve kabiliyetimizin var olduğudur.

 

Daha Güzel ve Sağlıklı günlere, kısa zamanda ulaşabilmemiz dilek ve temennisi ile hepimize mutlu günler diliyorum. 

 

Saygı ve Sevgilerimle

 

Not: Bir sonraki yazımda Gıda Sanayinde ki düşünce ve fikirlerimi paylaşacağım.

Yorum ve eleştirileriniz için bana ulaşabileceğiniz mail adresim : [email protected]


Yazarlar
Haberler